23 Mayıs 2012 Çarşamba

Okuma Deneyimleri

Bazı durumlar hariç okuduğunuz her şeyi hemen kabullenmeyin.

İnceleyerek,değerlendirerek okuyun.

Okuduğunuz bir kelimeyi,cümleyi anlamadan geçmeyin.

Her kitabın sonuna mümkünse bilinmeyen kelimeleri ve manalrını yazdığınız bir kart koyun veya kitabın sonundaki boş sayfalara yazın.

    "Bir insan ne kadar çok kelime bilirse,zekasını o ölçüde kullanmış olur" (Namık Kemal)

Okuduğunuz kitapların listesini çıkarın.

Düşünerek irdeleyerek okuyun.

Çok kıymetli mücevherleri takdim edercesine okuyun.

Ses kaydediciye kendi sesinizi kaydederek okuyun ve onu dinleyerek hatalarınızı keşfedin.

Hızlı okuma teknikleri konusunda kendinizi yetiştirmeye çalışın.

Aile içerisinde akşam yemeği buluşmaları gibi toplu okuma seansları yaparak ailede okuma alışkanlığı edinme konusunda yol belirleyin.

Birbirinize kitap okuyrak dinlemeler yapın.

Güzel şiirlerden seçerek şiir okuma çalışması yapın.


        Allah'ım bana kitap dolu bir evle çiçek dolu bir bahçe ver. Konfüçyüs

Birazda gülelim :) 



Üç Yahudi genç kardeş kendi işlerini kurup zengin birer adam olmuşlar ve yaşgününde annelerine aldıkları hediyeleri birbirine anlatarak böbürlenmişler. Birincisi demiş ki: -"Ben anneme kocaman bir ev aldim" İkincisi: -"Ben bir mercedes aldım ve bir de şoför tuttum" Üçüncüsü: -"Benim hediyem hepinizden güzel. Annemin Tevratı okumayı ne kadar çok sevdiğini ve artık gözleri iyi görmediği için okuyamadığını biliyorsunuz. Ona bütün Tevratı ezbere bilen büyük kahverengi bir papağan gönderdim. Onu eğitmek için 12 haham 12 yıl boyunca uğraşmış. Bu papağan için havraya 20 yıl boyunca her yıl 1 milyon dolar bağışlayacağım ama buna değer. Annem sadece bölümün adını söyleyecek ve papağan ona ezbere okuyacak. Kısa bir süre sonra anneleri üçünede birer teşekkür mektubu yazdırmış: Birinciye: "Milton, bu ev çok büyük. Bana birtek odası yetiyor ama hepsini temizlemek zorunda kalıyorum" İkinciye: "Marvin, yolculuk etmek için çok yaşlıyım, arabayı hiç kullanmıyorum ve şoför çok kaba" Üçüncüye: "Canım Melvin'im, annesini mutlu etmeyi bilen tek evladım sensin. Tavuk çok lezzetliydi, teşekkür ederim.





21 Mayıs 2012 Pazartesi

İsmimiz tiyatro oyunu olmuş

Sabancı Vakfı’nın Sponsorluğunda düzenlenen “Okumak, Okumak, Okumak” isimli tiyatro oyunu 80. Yıl İlköğretim okulunda öğretmen ve öğrencileri için sergilendi.
Mehtap Ar, Tiyatrosu oyuncuları tarafından sergilenen müzikli oyun gösterisi öğrenciler tarafından büyük ilgi gördü.
Yerköy İlçemize bağlı 80. Yıl İlköğretim okulunda “Okumak, Okumak, Okumak” adlı tiyatro gösterisi öğretmen ve öğrencilere sunuldu.
80. Yıl İlköğretim okulunda konferans salonunda gerçekleşen “Okumak, Okumak, Okumak” adlı tiyatro gösterisine; çok sayıda öğrenci ve öğretmenler katıldı.
İlköğretime devam eden beş arkadaşın öğretmenleri tarafından “Büyüyünce ne olacaksınız?” konusunda verilen ödevin ve 10 yıl sonra yeniden buluşmalarını anlatan oyun öğrenciler tarafından beğeni ile izlendi.
Haber. Yerköy Gazetesi

Baba Beni Okula Gönder

20.05.2012

Sibel Yardımcı 18 yaşında 11'inci sınıfta okuyor. Van depreminde bir gecede okulu, evi toprakla bir oldu. Eğitimini tamamlamak için ailesini ve kardeşlerini bırakarak Ağrı'ya gitti. Babası çiftçi, annesi ev kadını.


Kötü günleri unutmadı unutmasına ama, daha iyi bir gelecek için kardeşlerini ve ailesini bırakarak Ahmedi Hani Anadolu Lisesi'ne gitti. "Yurt olmasaydı okuyamayacaktım. Evimden bile daha iyi çalışma ortamı bulunuyor" diyor.
Psikolojik Rehberlik Danışmanlık ya da Hukuk okumak en büyük hayali.
Onu "Baba Beni Okula Gönder" kampanyası kapsamında bu yıl beşincisi düzenlenen resim-şiir-kompozisyon yarışmasında dereceye girenlere verilen ödül töreninde tanıdım. Yarışmanın bu yılki konusu "Yurtta Yaşam"dı. Sibel de kompozisyon yarışmasında birinci olmuştu.
Sibel gibi Türkiye'nin farklı illerinden Erzurum'dan, Gümüşhane'den, Tokat'tan gelen akranları yurtta yaşamı anlattılar. Ancak aralarında Seda Akman, Eda Yıldırım, Gamze Çakır, Hanife Çayır, Nazlıcan Öztürk, Yasemin Polat, Esra Altay ve Hacer Kızgın resim, şiir, kompozisyon alanında dereceye girdi.
 Genç kızlara üniversite yolu yurtla açılıyor
Baba Beni Okula Gönder Kampanyası Esra, Hacer, Sibel gibi yüzlerce genç kıza üniversite yolunda kapı açıyor. 7 yılda kız çocuklarının okula gitmesinin önündeki engelleri kaldırmak için birçok mesafe katetti. Doğan Gazetecilik Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner, 10 bin 500 çocuğa burs verdiklerini, 33 kız yurdu açtıklarını gururla anlatırken de genç kızlara şöyle seslendi:
"Resimlere baktığımda, şiirlerinizi okuduğumda çok duygulandım. Bir taraftan eğitimin sizin için ne kadar önemli olduğunu anladığınız için çok sevindim. Çünkü resimlerinizde, eğer okumazsanız sizi daha karanlık bir hayatın beklediğini, ama okursanız hayal kurabildiğiniz daha aydınlık bir geleceğin beklediğini anlatmışsınız. Okumak, bir fedakarlık gerektiriyor, ama kendi başınıza ayaklarınızın üzerinde duran, topluma faydalı bireyler olmak için fedakarlığı yapıyorsunuz"

Gündem Okumayı söktükleri sınıflarda ninelere okuma öğretiyorlar ZAMAN

Gündem Okumayı söktükleri sınıflarda ninelere okuma öğretiyorlar ZAMAN

Gündem Kitap okumayanlara meydan okudular! ZAMAN

Gündem Kitap okumayanlara meydan okudular! ZAMAN

15 Mayıs 2012 Salı

Okumanın Esrarı

Epeydir internetten koptum sevgili dostlar kusura kalmayın sizlerle paylaşımda bulunamadım.Okumaktan kopmayalım değil mi?
Okumak bu açıdan çok güzel yani kitap okumak yolculuğa çıksanız kitabı yanınıza aldı iseniz size yol arkadaşı oluyor.Ama pc her zaman bu görevi göremiyor belki benim için.Kitap sayfalşarından aldığım mutluluğu sanal sayfalar veremiyor.

Okumanın esrarı bu noktada kitapla birleşiyor anlayacağınız.Çünkü o sayfaların kokusu insanı sarıp sarmalıyor, sanki kendine bağlıyor insanı.
Cahile değişmez,ha kara,ha ak
Bilmez ki ne batıl,yada nedir hak
Okumak yaşamdır,yaşam okumak
Şimdi cana cansın,can Peygamberim
şairin dediği gibi okumak yaşamdır,hayattır. "Öğrenmek için değil, yaşamak için okuyorum." Diyor Flaubert. Demek ki okumaktan maksat yaşamak. Okumak, düşünmek; düşünmek, hakikate ulaşmak demektir. O zaman okumuyorsak yaşadığımızdan söz edebilir miyiz? Bu soruyu kendimize sormalı ve kendimizi sorgulamalıyız.
Okumak konusunda düşünürlerimiz de bakın neler söylemiş;
Okuma zevkini kazanmayanın öğrenimi yarıda kalmıştır P Peacut
Okuma zevkini, Hindistan'ın hazinelerine değişmem E Gıbbon
Okumak bir deva, anlamak bir şifadır  R  Necdet Evrimer
Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır Bacon
Okumak gıdadır, okuyan insanlık bilen insanlıktır  V  Hugo
Okumasını bilirsen, her insanın bir kitap olduğunu göreceksin  W  E Channing
Okumayı sevmek, hayattaki can sıkıcı saatleri güzel saatlerle değiştirmektir Montesquieu
Okunacak en büyük kitap insandır  Hacı Bektaş Veli
Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştıramayan okçudan daha başarılı sayılmaz Montaigne
Okuyabilirseniz her insan bir kitaptır W  Ellery Channing
Okuyan insan fenalığa vakit bulamaz

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Yorumlar Kitap okuma ceza olmamalı

Yorumlar Kitap okuma ceza olmamalı ZAMAN

Ülke olarak okuma alışkanlığı konusunda gelişmiş ülkelere kıyasla çok geri düzeyde olduğumuz malum.
Eğitimcilerden kütüphanecilere, yazar ve yayıncılardan siyasetçilere kadar okuyan-okumayan herkes biliyor bu durumu. Okuyanlar grubunda bazı kişiler ve gruplar var ki, okuma alışkanlığına sahip bireylerin ülke kalkınmasındaki yerini iyi bildiklerinden, bu konuda ayrıca araştırmalar yapıyorlar. Üstelik devlet odaklı olmayan çalışmalarla sonuç almanın zorluğunu bildikleri halde. En büyük motivasyon gerekçeleri ise; okuyan ve halk kütüphaneleri aracılığıyla yaşamboyu öğrenen bireylerden oluşan bir toplumun daha müreffeh ve demokrat olacağı yönündeki sarsılmaz inançları.
Bu gruplardan biri, üniversitelerin Bilgi ve Belge Yönetimi bölümlerinden mezun olan kütüphaneciler. Yaptıkları çeşitli faaliyetlerle kitabın, bilginin ve kütüphanenin bu bağlamdaki yeri ve önemine işaret eden kütüphaneciler, böylelikle toplum ve devlet nezdinde farkındalık yaratmaya çalışıyorlar. Bunun en yeni ve orijinal örneği, 26 Mart-1 Nisan tarihleri arasında kutlanan 48. Kütüphane Haftası'ndaki okuma etkinliği. Birkaç il dışında tüm Türkiye'de illerin merkezî noktalarında 26 Mart Pazartesi günü 12.30-13.00 saatleri arasında gerçekleştirilen okuma etkinliğinde sadece kütüphaneciler ve toplumun değişik kesimlerinden bireyler değil, vali ve kaymakam gibi yetkililer de kitap okudu. Ne var ki, okuma alışkanlığı konusundaki bu ve benzer çalışmalara karşılık, yaklaşık on yıldır, adalet sistemi odaklı olumsuz bir uygulama da sürüp gidiyor. Söz konusu uygulama basit ve anlaşılabilir türden. İyi niyetli bazı hâkimler, kimi "basit" suçlara karşı, suçlulara "kitap okuma cezası" veriyor ve istiyorlar ki; bu bireyler hapishanelerde mahkûm psikolojisine girmeyip, cezalarını bu uygulamayla çeksinler. Medyaya yansıyan ilk olaylarda arkadaşıyla kavga eden; sarhoş olup sokaklarda nara atan ve ormanlık alana baraka yapan kişilere, çarptırıldıkları cezalara karşı değişik sürelerde kitap okuma cezası verilmişti. Son uygulamalar ise, kabul edilir gibi değil. Birinci olayın esası, kadına şiddet. Diğer olay, alkollü araç kullanarak trafik güvenliğini tehlikeye sokma. Üçüncü olaydaki suç ise, taksirle ölüme sebebiyet verme.
Bu üç suça karşı da, kütüphanede kitap okuma cezası uygun görülmüş. Yani kitap okuma davranışı ceza; cezaevi yerine konulan mekân ise, gelişmiş ülkelerde "halkın üniversitesi" unvanıyla taçlandırılan halk kütüphanesi. Söz konusu ülkelere eğitim, bilim, vb. açılardan bakıldığında, kütüphaneyi ve okumayı kabul düzeyleri hiç de şaşırtıcı değil. Öyleyse, devletin bu konularda ilerleme kaydetmek için konuya bu pencereden bakması açık bir zorunluluk. Devlet olarak, bir yandan kadına şiddeti önlemek için düzenlemeler yapıp, diğer taraftan, bunu basit bir suç gibi görerek karşılığında kitap okuma cezası vermek tutarsızlıktır ki, tutarsızlık hiçbir devlete yakışmaz.
Sahadaki olumsuzluklar da, durumun vahametini açıkça gösteriyor. Halk kütüphanelerinde görevli kütüphaneciler suçlarını kitap okuyarak çekenlerin hemen hiçbirinin bir daha kütüphaneye uğramadığını söylüyor. Görev yaptığı süre içinde bu durumdaki elli kişiden sadece birinin cezasını çektikten altı ay sonra tekrar kitap almaya geldiğini söyleyen bir kütüphaneci, ayrıca, ibretlik bir duruma işaret ediyor. Söylediğine göre, çevredeki aileler nezdinde güvenilir bilinen ve bu nedenle çocuğu "kütüphanedeyim" dediğinde orada kalmasına izin verilen kütüphanesinde, bazı cezalılar tarafından zaman zaman, hanımlara karşı rahatsızlık verici tavırlar sergileniyormuş.
İstenmez ama tarihe not düşmek adına şöyle bir senaryo düşünelim. Bu cezalılardan biri kadın kullanıcılara rahatsızlık verdiği için, kütüphane görevlisi tarafından uyarılsa ve buna sinirlenerek bıçak vb. bir aletle şikâyet sahibini ve görevliyi yaralayarak bir üçüncü sayfa haberi meydana getirse, bunun sorumlusu kim olacak? Bu sebeple kitap okumak gibi soylu bir eylemi, suç ve ceza kavramları ile aynı cümlede yan yana getirerek değerini düşürmek ve itibarsızlaştırmak, ülkenin, devletin ve toplumun değerini yükseltme sorumluluğunda olanlar tarafından bir daha düşünülmeli ve kimi suçluları hafif cezalarla ıslah etmenin başka yolları bulunmalıdır. Okumak asil bir davranıştır ve asla ceza olarak görülmemelidir. İyi niyetli olunsa bile...
* Kütüphaneci