kitap okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Temmuz 2012 Salı
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Okudukça Çözülür Yumak
Okumak, okumak, okumak… Okudukça çözülür yumak. Okumak üzerine çok yazılar yazıldı, yazılıyor, yazılacak; fakat şu da var ki, önemli olduğunu kabul ettiğimiz konuları tekrar tekrar gündeme getirip söylemek gerekir. Çünkü insan nisyan ile ma’luldur. Unutmaya yatkın bir varlıktır. Bu yazı da bu düşünceyle kaleme alınmıştır.
İnsanoğlu
aklıyla, düşüncesiyle mevcuttur bu dünyada. Descartes’in dediği gibi: ‘
Düşünüyorum, öyleyse varım.’ Bu sözün mefhumu muhalifi şudur:
Düşünmüyorsam, o halde yokum, yaşamıyorum.’ İnsan düşündükçe, aklettikçe
var olacaktır, varlığını hissettirecektir çevresine.Düşünce de ancak
okumayla mümkündür.Zaten bu yönü de insanı diğer canlılardan ayirir.
Okuyan insan düşünür, düşünen insan da yeni fikirler üretir, yani üretkendir.
Üreten
insan da toplumun, ülkenin gelişmesi için aranan insandır. Okuyan insan
meyve veren ağaca benzer, üretkenlik yönüyle; okumayan insanı ise ota
benzetebiliriz, meyve vermediği için.
Okumak
için öncelikle okumanın bir ihtiyaç olduğunu, hayatımızda hava kadar su
kadar önemli olduğunu bilmemiz gerek. Nasıl ki aç olan birisi açlığını
hissettiği için yemek yer, öyle de okumak için kişinin manevi açlığını,
düşünce kısırlığını hissetmesi gerekir.
‘Öğrenmek için değil, yaşamak için okuyorum.’ Diyor
Flaubert. Demek ki okumaktan maksat yaşamak. Okumak, düşünmek;
düşünmek, hakikate ulaşmak demektir. O zaman okumuyorsak yaşadığımızdan
söz edebilir miyiz? Bu soruyu kendimize sormalı ve kendimizi
sorgulamalıyız.
Bir Japon şiirinde okumanın değeri şöyle anlatılmaktadır:
Elmas bile işlenmezse
Gösteremez cevherini
İnsan da böyledir
Ancak okursa gösterebilir
Gerçek değerini.
Yazımızı okuma ve kitapla ilgili güzel sözlerle noktalayalım:
-Okumayı sevmek, hayatta can sıkıcı saatleri en güzel saatlerle değiştirmektir.(Montesque)
-Okuma ruhu yüceltir.( Voltaire)
-Okumak, insana olgunluk, konuşmada canlılık, yazmada açıklık verir.(Bacon)
-Kitapsız büyüyen çocuk, susuz yetişen ağaca benzer.(Çin atasözü)
-Kitapları seviyor musunuz, ömrünüz boyunca mesutsunuz demektir.(Claretie)
17 Haziran 2012 Pazar
Düzgün Okumayınca Düzgün Konuşmayı Unutan Neslimiz!!!
Okumaktan mahrum insanımızın konuşma konusunda düştüğü garabet durumu anlatan içler acısı bir yazıyı paylaşıyoruz sizlerle;
Teknolojinin gelişimi ve iletişim araçlarının baş döndürücü bir hızla geçirdiği evrim, her dili olduğu gibi Türkçeyi de etkisi altına aldı.
Üreten ve adını koyanlar, üretemeyen ve adını koyamayanlara galebe çaldı. Üretemezseniz üretenlerin malını alır ve onların adlandırdığı şekilde kabul edersiniz. Ama dil bilinci ile davranıp dilimize henüz girmekte iken karşılığını bulursanız bir nebze olsun üretememekten doğan açığı kapatma yolunda bir adım atmış olursunuz. Tabi mesele sadece üretemememe meselesi değil. Daha büyük bir sorun var: Özenti ve yabancı dille eğitim. İngilizce bir fiile etmek yardımcı fiili ekleniveriyor ve karşımıza Türkingilizce kırma bir dil çıkıveriyor. Bakın gençlerimiz nasıl konuşuyor:
Hangi evınta akıyoruz?!!
Ortamdan disconneckt olalım!!!
Extrem tenakuzlar içindeyim!!!
Sevginin kuant altı korsal bir yapısı var, partiküler bir yapı…
Tamam ben simdi o emaili reply ediyorum...
Bu
mağazayı hazırlarken daha iyi bir display elde etmek için genelde blue
tonlarını tercih ettik...Bu sayede customerlarımızın daha hoş bir
ortamda alış veriş yapmalarına olanak sağladık...(CNN Türk’te bir mağaza
tanıtılıyor.)
Biz boyfrendimle ekşın filmlerini izliyoruz. (Aysun Kayacı’dan duymuştum bu cümleyi.)
Ben
bunları gecen derste mention etmistim, sen yine kitaptan şu chapterları
bi check et ...." (Öğretmen, derste bu cümleyi kuruyor.)
Yivrençsiaaan…
Deearmişimm…
Ayy cittan yaaane…
Lütfaaan… (evet e değil a ile ve uzatarak)
Hadi papaaay…
Ay inanmiyoroaamm…
Kafe grandda branç yapalım maaa.
Süper manyak olmuşsun yaaa. (Güzel olmuşsun demek istiyor)
Döncem ben sana. (Nereye, nerede neden dönüyorsun, ben seni sonra arayacağım’a ne oldu?)
Omaar, benim kahvem geldiiaa. Bana kahve aal. (Kahve içmek istediğini anlatmak istiyor.)
Ne oluyoruz felan oldum yaaane.
Yani bütün e’ler a; ö’ler o; ü’ler u; a’lar e; o’lar oa; u’lar ı; ı’lar ıa oluyor. Gençler buna Tiki Dili ve Edebiyatı diyorlar, ya da ciksoloji.
50 yıl kadar kısa bir süre içinde Türkçe’nin geçirdiği evrimi anlatan aşağıdaki yazı da geçenlerde elektronik postama geldi. İşte yıllara göre Türkçe:
Yıl: 1965
"Karşımda âniden belirince ziyâdesiyle şaşırıverdim. O vakit nasıl bir edâ takınacağıma karar vermekte bir hayli güçlük çektim. Vecde geldiğime hüküm getirdim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi hissettim. Sîmâsında beni fevkalâde huzurâ erdiren bir tebessüm var idi. Giyeceklerimi usulca toparlayıp, emin bir ses ile 'Akşam-ı şerifleriniz hayırlı olsun.' deyiverdim."
Yıl: 1975
"Karşıma birdenbire çıktığında olağanca şaşkınlığımla durakaldım. Sonuç itibâriyle ne yapacağıma hüküm veremedim, heyecânım dolayısıyla ellerim, ayaklarım titremeye başladı. Lâkin kısa bir zaman sonra kendime gelir gibi oldum. Yüzünde beni şenlendiren bir edâ vardı. Kendime çeki düzen verdim, kendinden emin bir ses ile 'Hayırlı akşamlar.' dedim."
Yıl: 1985
"Karşıma o anda çıkıverince çok şaşırdım. Ne yapacağımı kararlaştıramadım, heyecandan ellerim titredi. Biraz vakit sonra düzelir gibi oldum, yüzünde hayli rahatlatıcı bir tavır vardı. Üstüme çeki düzen verdikten sonra, kendinden emin bir ses ile 'İyi akşamlar efendim.' dedim."
Yıl: 1995
"Karşıma çıktığı anda donakaldım. Çok fenâ oldum yâni. 'Bu iş bizi bozmasın?' dedim kendi kendime. Ama sonra baktım o da bana bakıyor, dedim bu iş tamam. Kızı tavlamak için ayaklandım, artistik bir ses tonuyla 'selâm' dedim."
Yıl: 2005
"Olm onu karşımda görünce oha, çüş falan oldum yâni. Bu iş olmaz dedim, yanarız sonra. Sonra baktım o da beni kesiyor, dedim bu iş ok. Git oğlum yanına dedim, bu çıtır senin. Kuul ve presentabl bir şekilde 'Selam yavru ne iş?' dedim sonra. Öyle işte."
Yıl: 2015
"Ven ay vaz si hör, bende var veri veri heyecan yâni öyle işte birden. Off, ay dont nov yaa. Ama o da bana öyle bi bakış fırlattı ki, dedim âşık len bu beybi. Sonra dedim 'Hay beybi. Hav ar yu?'"
"Karşımda âniden belirince ziyâdesiyle şaşırıverdim. O vakit nasıl bir edâ takınacağıma karar vermekte bir hayli güçlük çektim. Vecde geldiğime hüküm getirdim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi hissettim. Sîmâsında beni fevkalâde huzurâ erdiren bir tebessüm var idi. Giyeceklerimi usulca toparlayıp, emin bir ses ile 'Akşam-ı şerifleriniz hayırlı olsun.' deyiverdim."
Yıl: 1975
"Karşıma birdenbire çıktığında olağanca şaşkınlığımla durakaldım. Sonuç itibâriyle ne yapacağıma hüküm veremedim, heyecânım dolayısıyla ellerim, ayaklarım titremeye başladı. Lâkin kısa bir zaman sonra kendime gelir gibi oldum. Yüzünde beni şenlendiren bir edâ vardı. Kendime çeki düzen verdim, kendinden emin bir ses ile 'Hayırlı akşamlar.' dedim."
Yıl: 1985
"Karşıma o anda çıkıverince çok şaşırdım. Ne yapacağımı kararlaştıramadım, heyecandan ellerim titredi. Biraz vakit sonra düzelir gibi oldum, yüzünde hayli rahatlatıcı bir tavır vardı. Üstüme çeki düzen verdikten sonra, kendinden emin bir ses ile 'İyi akşamlar efendim.' dedim."
Yıl: 1995
"Karşıma çıktığı anda donakaldım. Çok fenâ oldum yâni. 'Bu iş bizi bozmasın?' dedim kendi kendime. Ama sonra baktım o da bana bakıyor, dedim bu iş tamam. Kızı tavlamak için ayaklandım, artistik bir ses tonuyla 'selâm' dedim."
Yıl: 2005
"Olm onu karşımda görünce oha, çüş falan oldum yâni. Bu iş olmaz dedim, yanarız sonra. Sonra baktım o da beni kesiyor, dedim bu iş ok. Git oğlum yanına dedim, bu çıtır senin. Kuul ve presentabl bir şekilde 'Selam yavru ne iş?' dedim sonra. Öyle işte."
Yıl: 2015
"Ven ay vaz si hör, bende var veri veri heyecan yâni öyle işte birden. Off, ay dont nov yaa. Ama o da bana öyle bi bakış fırlattı ki, dedim âşık len bu beybi. Sonra dedim 'Hay beybi. Hav ar yu?'"
Sonuç
olarak şunu söylemek istiyorum ki, kendi benliklerini koruyamayan
milletler yok olmaya mahkûmdur. Dilinizi koruyamazsanız, kültürünüzü,
sizi siz yapan öğeleri unutursanız, sizi bir arada tutan, koruyan
öğeleri de kaybetmiş olursunuz. Fransa’da dil polisi varken, Almanlar
dillerinin yapısı Türkçe kadar kelime türetmeye uygun olmadığı halde,
yeter ki Almanca sözcük olsun deyip neredeyse bir satır uzunluğunda
sözcükler yaparken bizdeki bu gönüllü boyun eğiş ve mankurtlaşma neden?
28 Mayıs 2012 Pazartesi
Okumanın Faydaları
Kitap Okumanın Faydaları
Kitap Okumanın Faydaları- Dünya görüşümüz, yaşama bakış açımız genişler. Farklı düşünüp yapılabildiğini görürüz. Yeni fikirler, bilgiler öğrenir ve bunları hayatımıza yansıtırız.
- Hayalgücümüz bu yeniliklerle birlikte daha da genişler.
- Yeni sözcükler öğreniriz. Böylece dilin temel kavramlarından olan sözcükler için dağarcığımız artar. Kendimizi yazılı ve sözlü olarak daha iyi ifade edebiliriz.
- Göz ve beyin koordinasyonumuz artar. Daha hızlı görüp algılama yetisine sahip oluruz.
- Yeni heyecanlar edinir ve yaşamımızı değiştirebiliriz.
- İnsanlarla kurduğumuz ilişkiler daha çok yönlü olur. Çünkü çoğu edebi eser birçok karakter barındırır. Bu karakterleri tanıyıp onların hikayelerini okumak insanoğlunun farklı yönlerini görmemizi sağlar.
- Sabretmeyi ve tamamlamayı öğreniriz. Çoğu kitap giriş-gelişme-sonuç bölümlerinden oluşur. Bu bölümleri sırasıyla sonuna kadar okuyarak yaşamımızda da bir düzen içinde olmaya katkıda bulunuruz.
- Görmediğimiz, bilmediğimiz yeni yerler, yeni insanlar, yeni hayatlar tanır; bunlara karşı tahammül geliştiririz. Yeniliklere açık oluruz.
- Kitaplar, mesleki seçimlerimizde belirleyici olabilir. Örneğin sevdiğimiz roman kahramanı bir öğretmense biz de öğretmenlik mesleğine ilgi duyabiliriz.
- Kitaplar, iyi zaman geçirilecek dostlardır. Yaşa uygun kitaplar okumak çok iyi dostlar kazanmakla eş değerdir.
- Günümüzün ruhsal sıkıntılarının başında gelen stresle mücadelede kitapların rolü büyüktür. Farklı denizlere yelken açtığımızda, günlük stresten de bir nebze kurtuluruz.
- Genel kültürümüz artar. Söyleyecek bir sözümüz olur. Böylece toplumsal ilişkilerde özgüvenimiz artar.
- Kitap okuma ile sözel zeka ilişkisi bilinmektedir. Kitaplar daha zeki bireyler olmamıza katkıda bulunur.
- Kitaplar, içinde bulunduğumuz yerel kültürü, insani/ahlaki değerleri daha iyi tanımamızı sağlar. Böylece sosyal ilişkilerde neyi, nerede, nasıl yapacağımızı; neyin doğru neyin yanlış olduğunu daha iyi tespit edebilir; bu sayede daha ahlaklı/insancıl bir birey olabiliriz.
- Hayvan ve bitki sevgisi, çoğunlukla ilköğretim aşamasında masal ve hikaye kitaplarında aşılanmaya başlanır. Bu sayede doğaya karşı da duyarlı bireyler olabiliriz.
http://www.faydalar.com
26 Mayıs 2012 Cumartesi
Anneler okudu, okuttu, kazandı
Behçet Canbaz Anadolu Lisesi'nin düzenlediği
'Anneler okuyor' kitap okuma yarışması sona erdi. İstanbul çapında 10
bin 796 anne adeta kitapla yatıp kitapla kalktı. Anneler, yarışmanın
sonucunda altın kazanırken, çocuklarına ise okuma alışkanlığı
kazandırdılar.
İstanbul
Behçet Canbaz Anadolu Lisesi tarafından tertiplenen 'Anneler Okuyor'
ödüllü kitap okuma yarışması sona erdi. Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı
öncülüğünde ve NT Mağazaları sponsorluğundaki yarışmaya İstanbul il
sınırları içerisinden 10 bin 796 anne iştirak etti. İstanbul'da yaşayan
annelerin yoğun ilgi ile karşıladıkları yarışmanın kazananları 17 Mayıs
Perşembe günü Behçet Cambaz Lisesi'nde yapılan bir törenle sahiplerini
buldu.
Birinci anne, Bakırköy ilçesinden katılan Ayşe Gürgün oldu. Dört buçuk ay gibi kısa bir sürede 13 bin 719 sayfa okuyan Gürgün, Türk ve dünya klasikleri ile sınırlı tutulan yarışmada 33 kitap okudu. Bazen günde bazen 2 yüz sayfa okuyan Gürgün, 10 bin kişi içerisinde en fazla kitap okuyan isim oldu. Bu süre içerisinde günlük rutinlerini hiç aksatmayan ev hanımı ve ikiz çocuk annesi Gürgün, yarışmanın kendisine ve çocuklarına bir hayli faydalı olduğunu anlattı. Okumayı daha önceleri de sevdiğini ve çocuklarını kitap fuarlarına götürerek onların bu alışkanlığı kazanmasına yardımcı olduğunu söyleyen birinci anne, "Bu yarışma ile ben ve çocuklarım tatlı bir telaşın içerisine girdik. Onların kitap okuma bilinci kazandıklarından eminim." diyerek yarışma hakkındaki fikrini paylaştı.
Tören öncesi edebiyat öğretmenlerinden oluşan jürinin karşısına çıkan ilk 10 anne, tuttukları kitap notları ile yarışmaya ne kadar önem verdiklerini gösterdiler. Yarışmayı okullarda dağıtılan broşürler, devlet dairelerinde gördükleri afişler veya tesadüfen duyan kitap kurdu anneler, okuma süreleri içerisinde kitapla yatıp kitapla kalkmışlar.
İki buçuk ay içerisinde 10 bin 443 sayfa okuyarak ikinci olan Nurhan Keskin, tabiri yerinde ise tam bir kitap delisi. Evde, parkta, otobüste hiç fark etmiyor onun için. Çocukları salonda televizyon izlerken o bir tarafta kitabını okuyabiliyor. Çantasında devamlı bir kitap ile dolaşan Keskin, bu yarışmayı Zaman Gazetesi'nde yayımlanan gazete ilanı ile öğrenmiş. Bu tür yarışmaların çocuklara okuma alışkanlığı kazandırılması açısından önemli bulan Keskin, her ne kadar okumasalar dahi, kendi çocuklarının da motive olduklarını ve kendisine kitap bulmaya yardımcı olduklarını ifade etti.
Gaziosmanpaşa'dan yarışmaya katılan Keskin, mahallede bulunan kütüphanenin de müdavimlerinden. Kendini kitapların büyüsüne kaptıran Nurhan Keskin, "Yarışma süresince bazı kitaplar hiç bitmesin istedim. O kadar güzel ve sürükleyiciydiler ki onlardan kopamadım." diyerek yarışma sonrası duygularını aktardı.
Cumhuriyet altını ödüllü yarışmada üçüncü kazanan ise Büyükçekmece'den katılan Aysun Karagöz oldu. Karagöz yarışma süresince 9 bin 229 sayfa (24 kitap) okuyarak çeyrek altın kazandı.
Yarışma sonrası duygularını paylaşan Behçet Canbaz Lisesi Müdürü Şevki Köse, törende yaptığı konuşmada İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı ve NT Mağazalarına teşekkür etti. Bu tür sosyal organizasyonlarla çok büyük kazanımlar elde ettiklerini ifade eden Köse, "Geleceğimizin sahibi gençliğimizin, okuma alışkanlığı kazanmasında ebeveyn faktörünün ne kadar önemli bir yer tuttuğunu bu yarışma ile anladık." dedi. Köse, Behçet Canbaz Lisesi olarak, başta bilgi yarışmaları ve diğer sosyal projeleriyle bu tür organizasyonlara devam edeceklerini de vurguladı.
Birinci anne, Bakırköy ilçesinden katılan Ayşe Gürgün oldu. Dört buçuk ay gibi kısa bir sürede 13 bin 719 sayfa okuyan Gürgün, Türk ve dünya klasikleri ile sınırlı tutulan yarışmada 33 kitap okudu. Bazen günde bazen 2 yüz sayfa okuyan Gürgün, 10 bin kişi içerisinde en fazla kitap okuyan isim oldu. Bu süre içerisinde günlük rutinlerini hiç aksatmayan ev hanımı ve ikiz çocuk annesi Gürgün, yarışmanın kendisine ve çocuklarına bir hayli faydalı olduğunu anlattı. Okumayı daha önceleri de sevdiğini ve çocuklarını kitap fuarlarına götürerek onların bu alışkanlığı kazanmasına yardımcı olduğunu söyleyen birinci anne, "Bu yarışma ile ben ve çocuklarım tatlı bir telaşın içerisine girdik. Onların kitap okuma bilinci kazandıklarından eminim." diyerek yarışma hakkındaki fikrini paylaştı.
Tören öncesi edebiyat öğretmenlerinden oluşan jürinin karşısına çıkan ilk 10 anne, tuttukları kitap notları ile yarışmaya ne kadar önem verdiklerini gösterdiler. Yarışmayı okullarda dağıtılan broşürler, devlet dairelerinde gördükleri afişler veya tesadüfen duyan kitap kurdu anneler, okuma süreleri içerisinde kitapla yatıp kitapla kalkmışlar.
İki buçuk ay içerisinde 10 bin 443 sayfa okuyarak ikinci olan Nurhan Keskin, tabiri yerinde ise tam bir kitap delisi. Evde, parkta, otobüste hiç fark etmiyor onun için. Çocukları salonda televizyon izlerken o bir tarafta kitabını okuyabiliyor. Çantasında devamlı bir kitap ile dolaşan Keskin, bu yarışmayı Zaman Gazetesi'nde yayımlanan gazete ilanı ile öğrenmiş. Bu tür yarışmaların çocuklara okuma alışkanlığı kazandırılması açısından önemli bulan Keskin, her ne kadar okumasalar dahi, kendi çocuklarının da motive olduklarını ve kendisine kitap bulmaya yardımcı olduklarını ifade etti.
Gaziosmanpaşa'dan yarışmaya katılan Keskin, mahallede bulunan kütüphanenin de müdavimlerinden. Kendini kitapların büyüsüne kaptıran Nurhan Keskin, "Yarışma süresince bazı kitaplar hiç bitmesin istedim. O kadar güzel ve sürükleyiciydiler ki onlardan kopamadım." diyerek yarışma sonrası duygularını aktardı.
Cumhuriyet altını ödüllü yarışmada üçüncü kazanan ise Büyükçekmece'den katılan Aysun Karagöz oldu. Karagöz yarışma süresince 9 bin 229 sayfa (24 kitap) okuyarak çeyrek altın kazandı.
Yarışma sonrası duygularını paylaşan Behçet Canbaz Lisesi Müdürü Şevki Köse, törende yaptığı konuşmada İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı ve NT Mağazalarına teşekkür etti. Bu tür sosyal organizasyonlarla çok büyük kazanımlar elde ettiklerini ifade eden Köse, "Geleceğimizin sahibi gençliğimizin, okuma alışkanlığı kazanmasında ebeveyn faktörünün ne kadar önemli bir yer tuttuğunu bu yarışma ile anladık." dedi. Köse, Behçet Canbaz Lisesi olarak, başta bilgi yarışmaları ve diğer sosyal projeleriyle bu tür organizasyonlara devam edeceklerini de vurguladı.
24 Mayıs 2012 Perşembe
Okuma Alışkanlığı Kazanmak
Okuma konusunda ülkemizin epey mesafe katetmesi gerektiğini daha önceki yazılarımızda da bahis konusu yapmıştık.Ama o kadar çok önemli bir konu ki bu her gün bu konuda tahşidat yapsak,hatırlatsak yeridir.Çünkü hakikaten okuma konusunda alacağımız yol çoook...
Peki ama bu okuma alışkanlığı nasıl kazanılır? Evet bu alıskanlığı kazanmak için çaba, emek, gayret, zaman ayırma,hedef belirleme ,istekli olma,yılmama ve çalışmak gerekiyor.Ağaç yaş iken eğilir derler ya bu da öyle olacak yani erken yaşlarda kitap ile çocuk kaynaştırılacak çocuğa kitap sevdirilecek,ama bunun ortamını sahasını belirleyecek olan ailede anne-baba ve okulda öğretmenleri olacak ileri safhalarda arkadaş çevresi de bu konuda etkili olmaya başlayacağından iyi arkadaşalar ile arkadaş olması konusunda çocuk yönlendirilecek.Görüldüğü gibi en başta bu isteğin anne baba da olması gerekiyor.Hatta çocuk anneyi babayı örnek alacağından annenin babanın öncelikle kitapla dost olması gerekiyor.Anne baba kitap ile dost olabilirlerse çocukların dost olmamaları için çok az sebep bırakılmış olur.Eğer geleceğiniz ve hepimizin geleceği çocuklarımızın ileride bizlerden daha iyi bir dünyada yaşamasını istiyor isek ki istiyoruz ne olur bizler öncelikle kitaplar ile dost olalım.
Evimizde televizyonlara ayırdığımız yer kadar değer kadar kitaplarımıza da bir köşe ayıralım yani bir kütüphanemiz olsun.Aktif olarak bu köşeyi kullanalaım TV kadar diyeceğim ama, ilk başlarda bunu sağlamak oldukça zor.Ancak hergün,hiçdeğilse her hafta kitaplığımızı ziyaret edelim ordan yeni yeni bilgiler alalım.Ve sigaraya yada mahkumu oldugumuz diğer alışkanlıklarımıza verdiğimiz para kadar kitaplara da bütçemizi açalım..
Ve yine daha önceki yazımızda bahsettiğimiz gibi aile okumaları yaplım.Eğer küçük çocuklarımız varsa daha 1-2 yaşlarından itibaren onlara anlasalar da anlamasalarda kitap okuyalım yatarlarken masal okuyalım.Bu şekilde yapmaya devam ettikçe evimizde kitap sevdası oluşmaya başlayacak ve evimizin havası değişecek bundan % 100 emin olarak sizlere bahsediyorum.Denemesi bedeva :)
Ama yukarıdaki resim gibi de olmayalım kitap bizi içine almışken kitap ile dostluğu yakalamış iken ona ihanet etmeyelim.Kitabı TV ile ALDATMAYALIM...
Etiketler:
çaba,
emek,
kitap ile dost,
kitap okumak,
kitap sevdası,
kitap sevgisi,
kütüphane,
masal,
okuma alışkanlığı,
okuma alışkanlığı kazanmak,
okumak,
zaman ayırma
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Okuma Deneyimleri
Bazı durumlar hariç okuduğunuz her şeyi hemen kabullenmeyin.
İnceleyerek,değerlendirerek okuyun.
Okuduğunuz bir kelimeyi,cümleyi anlamadan geçmeyin.
Her kitabın sonuna mümkünse bilinmeyen kelimeleri ve manalrını yazdığınız bir kart koyun veya kitabın sonundaki boş sayfalara yazın.
"Bir insan ne kadar çok kelime bilirse,zekasını o ölçüde kullanmış olur" (Namık Kemal)
Okuduğunuz kitapların listesini çıkarın.
Düşünerek irdeleyerek okuyun.
Çok kıymetli mücevherleri takdim edercesine okuyun.
Ses kaydediciye kendi sesinizi kaydederek okuyun ve onu dinleyerek hatalarınızı keşfedin.
Hızlı okuma teknikleri konusunda kendinizi yetiştirmeye çalışın.
Aile içerisinde akşam yemeği buluşmaları gibi toplu okuma seansları yaparak ailede okuma alışkanlığı edinme konusunda yol belirleyin.
Birbirinize kitap okuyrak dinlemeler yapın.
Güzel şiirlerden seçerek şiir okuma çalışması yapın.
Allah'ım bana kitap dolu bir evle çiçek dolu bir bahçe ver. Konfüçyüs
Birazda gülelim :)
Üç Yahudi genç kardeş kendi işlerini kurup zengin birer adam olmuşlar ve yaşgününde annelerine aldıkları hediyeleri birbirine anlatarak böbürlenmişler. Birincisi demiş ki: -"Ben anneme kocaman bir ev aldim" İkincisi: -"Ben bir mercedes aldım ve bir de şoför tuttum" Üçüncüsü: -"Benim hediyem hepinizden güzel. Annemin Tevratı okumayı ne kadar çok sevdiğini ve artık gözleri iyi görmediği için okuyamadığını biliyorsunuz. Ona bütün Tevratı ezbere bilen büyük kahverengi bir papağan gönderdim. Onu eğitmek için 12 haham 12 yıl boyunca uğraşmış. Bu papağan için havraya 20 yıl boyunca her yıl 1 milyon dolar bağışlayacağım ama buna değer. Annem sadece bölümün adını söyleyecek ve papağan ona ezbere okuyacak. Kısa bir süre sonra anneleri üçünede birer teşekkür mektubu yazdırmış: Birinciye: "Milton, bu ev çok büyük. Bana birtek odası yetiyor ama hepsini temizlemek zorunda kalıyorum" İkinciye: "Marvin, yolculuk etmek için çok yaşlıyım, arabayı hiç kullanmıyorum ve şoför çok kaba" Üçüncüye: "Canım Melvin'im, annesini mutlu etmeyi bilen tek evladım sensin. Tavuk çok lezzetliydi, teşekkür ederim.
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Baba Beni Okula Gönder
Sibel Yardımcı 18 yaşında 11'inci sınıfta okuyor. Van depreminde bir gecede okulu, evi toprakla bir oldu. Eğitimini tamamlamak için ailesini ve kardeşlerini bırakarak Ağrı'ya gitti. Babası çiftçi, annesi ev kadını.
Kötü
günleri unutmadı unutmasına ama, daha iyi bir gelecek için kardeşlerini
ve ailesini bırakarak Ahmedi Hani Anadolu Lisesi'ne gitti. "Yurt
olmasaydı okuyamayacaktım. Evimden bile daha iyi çalışma ortamı
bulunuyor" diyor.
Psikolojik Rehberlik Danışmanlık ya da Hukuk okumak en büyük hayali.
Onu
"Baba Beni Okula Gönder" kampanyası kapsamında bu yıl beşincisi
düzenlenen resim-şiir-kompozisyon yarışmasında dereceye girenlere
verilen ödül töreninde tanıdım. Yarışmanın bu yılki konusu "Yurtta
Yaşam"dı. Sibel de kompozisyon yarışmasında birinci olmuştu.
Sibel
gibi Türkiye'nin farklı illerinden Erzurum'dan, Gümüşhane'den,
Tokat'tan gelen akranları yurtta yaşamı anlattılar. Ancak aralarında
Seda Akman, Eda Yıldırım, Gamze Çakır, Hanife Çayır, Nazlıcan Öztürk,
Yasemin Polat, Esra Altay ve Hacer Kızgın resim, şiir, kompozisyon
alanında dereceye girdi.
Genç kızlara üniversite yolu yurtla açılıyor
Baba
Beni Okula Gönder Kampanyası Esra, Hacer, Sibel gibi yüzlerce genç kıza
üniversite yolunda kapı açıyor. 7 yılda kız çocuklarının okula
gitmesinin önündeki engelleri kaldırmak için birçok mesafe katetti.
Doğan Gazetecilik Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner, 10 bin
500 çocuğa burs verdiklerini, 33 kız yurdu açtıklarını gururla
anlatırken de genç kızlara şöyle seslendi:
"Resimlere
baktığımda, şiirlerinizi okuduğumda çok duygulandım. Bir taraftan
eğitimin sizin için ne kadar önemli olduğunu anladığınız için çok
sevindim. Çünkü resimlerinizde, eğer okumazsanız sizi daha karanlık bir
hayatın beklediğini, ama okursanız hayal kurabildiğiniz daha aydınlık
bir geleceğin beklediğini anlatmışsınız. Okumak, bir fedakarlık
gerektiriyor, ama kendi başınıza ayaklarınızın üzerinde duran, topluma
faydalı bireyler olmak için fedakarlığı yapıyorsunuz"
15 Mayıs 2012 Salı
Okumanın Esrarı
Epeydir internetten koptum sevgili dostlar kusura kalmayın sizlerle paylaşımda bulunamadım.Okumaktan kopmayalım değil mi?
Okumak bu açıdan çok güzel yani kitap okumak yolculuğa çıksanız kitabı yanınıza aldı iseniz size yol arkadaşı oluyor.Ama pc her zaman bu görevi göremiyor belki benim için.Kitap sayfalşarından aldığım mutluluğu sanal sayfalar veremiyor.
Okumak konusunda düşünürlerimiz de bakın neler söylemiş;
Okuma zevkini kazanmayanın öğrenimi yarıda kalmıştır P Peacut
Okuma zevkini, Hindistan'ın hazinelerine değişmem E Gıbbon
Okumak bir deva, anlamak bir şifadır R Necdet Evrimer
Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır Bacon
Okumak gıdadır, okuyan insanlık bilen insanlıktır V Hugo
Okumasını bilirsen, her insanın bir kitap olduğunu göreceksin W E Channing
Okumayı sevmek, hayattaki can sıkıcı saatleri güzel saatlerle değiştirmektir Montesquieu
Okunacak en büyük kitap insandır Hacı Bektaş Veli
Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştıramayan okçudan daha başarılı sayılmaz Montaigne
Okuyabilirseniz her insan bir kitaptır W Ellery Channing
Okuyan insan fenalığa vakit bulamaz
Okumak bu açıdan çok güzel yani kitap okumak yolculuğa çıksanız kitabı yanınıza aldı iseniz size yol arkadaşı oluyor.Ama pc her zaman bu görevi göremiyor belki benim için.Kitap sayfalşarından aldığım mutluluğu sanal sayfalar veremiyor.
Okumanın esrarı bu noktada kitapla birleşiyor anlayacağınız.Çünkü o sayfaların kokusu insanı sarıp sarmalıyor, sanki kendine bağlıyor insanı.
Cahile değişmez,ha kara,ha akşairin dediği gibi okumak yaşamdır,hayattır. "Öğrenmek için değil, yaşamak için okuyorum." Diyor Flaubert. Demek ki okumaktan maksat yaşamak. Okumak, düşünmek; düşünmek, hakikate ulaşmak demektir. O zaman okumuyorsak yaşadığımızdan söz edebilir miyiz? Bu soruyu kendimize sormalı ve kendimizi sorgulamalıyız.
Bilmez ki ne batıl,yada nedir hak
Okumak yaşamdır,yaşam okumak
Şimdi cana cansın,can Peygamberim
Okumak konusunda düşünürlerimiz de bakın neler söylemiş;
Okuma zevkini kazanmayanın öğrenimi yarıda kalmıştır P Peacut
Okuma zevkini, Hindistan'ın hazinelerine değişmem E Gıbbon
Okumak bir deva, anlamak bir şifadır R Necdet Evrimer
Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır Bacon
Okumak gıdadır, okuyan insanlık bilen insanlıktır V Hugo
Okumasını bilirsen, her insanın bir kitap olduğunu göreceksin W E Channing
Okumayı sevmek, hayattaki can sıkıcı saatleri güzel saatlerle değiştirmektir Montesquieu
Okunacak en büyük kitap insandır Hacı Bektaş Veli
Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştıramayan okçudan daha başarılı sayılmaz Montaigne
Okuyabilirseniz her insan bir kitaptır W Ellery Channing
Okuyan insan fenalığa vakit bulamaz
2 Mayıs 2012 Çarşamba
Yorumlar Kitap okuma ceza olmamalı
Yorumlar Kitap okuma ceza olmamalı ZAMAN
Ülke olarak okuma alışkanlığı konusunda gelişmiş ülkelere kıyasla çok geri düzeyde olduğumuz malum.
Eğitimcilerden
kütüphanecilere, yazar ve yayıncılardan siyasetçilere kadar
okuyan-okumayan herkes biliyor bu durumu. Okuyanlar grubunda bazı
kişiler ve gruplar var ki, okuma alışkanlığına sahip bireylerin ülke
kalkınmasındaki yerini iyi bildiklerinden, bu konuda ayrıca araştırmalar
yapıyorlar. Üstelik devlet odaklı olmayan çalışmalarla sonuç almanın
zorluğunu bildikleri halde. En büyük motivasyon gerekçeleri ise; okuyan
ve halk kütüphaneleri aracılığıyla yaşamboyu öğrenen bireylerden oluşan
bir toplumun daha müreffeh ve demokrat olacağı yönündeki sarsılmaz
inançları.
Bu gruplardan biri, üniversitelerin Bilgi ve Belge Yönetimi bölümlerinden mezun olan kütüphaneciler. Yaptıkları çeşitli faaliyetlerle kitabın, bilginin ve kütüphanenin bu bağlamdaki yeri ve önemine işaret eden kütüphaneciler, böylelikle toplum ve devlet nezdinde farkındalık yaratmaya çalışıyorlar. Bunun en yeni ve orijinal örneği, 26 Mart-1 Nisan tarihleri arasında kutlanan 48. Kütüphane Haftası'ndaki okuma etkinliği. Birkaç il dışında tüm Türkiye'de illerin merkezî noktalarında 26 Mart Pazartesi günü 12.30-13.00 saatleri arasında gerçekleştirilen okuma etkinliğinde sadece kütüphaneciler ve toplumun değişik kesimlerinden bireyler değil, vali ve kaymakam gibi yetkililer de kitap okudu. Ne var ki, okuma alışkanlığı konusundaki bu ve benzer çalışmalara karşılık, yaklaşık on yıldır, adalet sistemi odaklı olumsuz bir uygulama da sürüp gidiyor. Söz konusu uygulama basit ve anlaşılabilir türden. İyi niyetli bazı hâkimler, kimi "basit" suçlara karşı, suçlulara "kitap okuma cezası" veriyor ve istiyorlar ki; bu bireyler hapishanelerde mahkûm psikolojisine girmeyip, cezalarını bu uygulamayla çeksinler. Medyaya yansıyan ilk olaylarda arkadaşıyla kavga eden; sarhoş olup sokaklarda nara atan ve ormanlık alana baraka yapan kişilere, çarptırıldıkları cezalara karşı değişik sürelerde kitap okuma cezası verilmişti. Son uygulamalar ise, kabul edilir gibi değil. Birinci olayın esası, kadına şiddet. Diğer olay, alkollü araç kullanarak trafik güvenliğini tehlikeye sokma. Üçüncü olaydaki suç ise, taksirle ölüme sebebiyet verme.
Bu üç suça karşı da, kütüphanede kitap okuma cezası uygun görülmüş. Yani kitap okuma davranışı ceza; cezaevi yerine konulan mekân ise, gelişmiş ülkelerde "halkın üniversitesi" unvanıyla taçlandırılan halk kütüphanesi. Söz konusu ülkelere eğitim, bilim, vb. açılardan bakıldığında, kütüphaneyi ve okumayı kabul düzeyleri hiç de şaşırtıcı değil. Öyleyse, devletin bu konularda ilerleme kaydetmek için konuya bu pencereden bakması açık bir zorunluluk. Devlet olarak, bir yandan kadına şiddeti önlemek için düzenlemeler yapıp, diğer taraftan, bunu basit bir suç gibi görerek karşılığında kitap okuma cezası vermek tutarsızlıktır ki, tutarsızlık hiçbir devlete yakışmaz.
Sahadaki olumsuzluklar da, durumun vahametini açıkça gösteriyor. Halk kütüphanelerinde görevli kütüphaneciler suçlarını kitap okuyarak çekenlerin hemen hiçbirinin bir daha kütüphaneye uğramadığını söylüyor. Görev yaptığı süre içinde bu durumdaki elli kişiden sadece birinin cezasını çektikten altı ay sonra tekrar kitap almaya geldiğini söyleyen bir kütüphaneci, ayrıca, ibretlik bir duruma işaret ediyor. Söylediğine göre, çevredeki aileler nezdinde güvenilir bilinen ve bu nedenle çocuğu "kütüphanedeyim" dediğinde orada kalmasına izin verilen kütüphanesinde, bazı cezalılar tarafından zaman zaman, hanımlara karşı rahatsızlık verici tavırlar sergileniyormuş.
İstenmez ama tarihe not düşmek adına şöyle bir senaryo düşünelim. Bu cezalılardan biri kadın kullanıcılara rahatsızlık verdiği için, kütüphane görevlisi tarafından uyarılsa ve buna sinirlenerek bıçak vb. bir aletle şikâyet sahibini ve görevliyi yaralayarak bir üçüncü sayfa haberi meydana getirse, bunun sorumlusu kim olacak? Bu sebeple kitap okumak gibi soylu bir eylemi, suç ve ceza kavramları ile aynı cümlede yan yana getirerek değerini düşürmek ve itibarsızlaştırmak, ülkenin, devletin ve toplumun değerini yükseltme sorumluluğunda olanlar tarafından bir daha düşünülmeli ve kimi suçluları hafif cezalarla ıslah etmenin başka yolları bulunmalıdır. Okumak asil bir davranıştır ve asla ceza olarak görülmemelidir. İyi niyetli olunsa bile...
* Kütüphaneci
Bu gruplardan biri, üniversitelerin Bilgi ve Belge Yönetimi bölümlerinden mezun olan kütüphaneciler. Yaptıkları çeşitli faaliyetlerle kitabın, bilginin ve kütüphanenin bu bağlamdaki yeri ve önemine işaret eden kütüphaneciler, böylelikle toplum ve devlet nezdinde farkındalık yaratmaya çalışıyorlar. Bunun en yeni ve orijinal örneği, 26 Mart-1 Nisan tarihleri arasında kutlanan 48. Kütüphane Haftası'ndaki okuma etkinliği. Birkaç il dışında tüm Türkiye'de illerin merkezî noktalarında 26 Mart Pazartesi günü 12.30-13.00 saatleri arasında gerçekleştirilen okuma etkinliğinde sadece kütüphaneciler ve toplumun değişik kesimlerinden bireyler değil, vali ve kaymakam gibi yetkililer de kitap okudu. Ne var ki, okuma alışkanlığı konusundaki bu ve benzer çalışmalara karşılık, yaklaşık on yıldır, adalet sistemi odaklı olumsuz bir uygulama da sürüp gidiyor. Söz konusu uygulama basit ve anlaşılabilir türden. İyi niyetli bazı hâkimler, kimi "basit" suçlara karşı, suçlulara "kitap okuma cezası" veriyor ve istiyorlar ki; bu bireyler hapishanelerde mahkûm psikolojisine girmeyip, cezalarını bu uygulamayla çeksinler. Medyaya yansıyan ilk olaylarda arkadaşıyla kavga eden; sarhoş olup sokaklarda nara atan ve ormanlık alana baraka yapan kişilere, çarptırıldıkları cezalara karşı değişik sürelerde kitap okuma cezası verilmişti. Son uygulamalar ise, kabul edilir gibi değil. Birinci olayın esası, kadına şiddet. Diğer olay, alkollü araç kullanarak trafik güvenliğini tehlikeye sokma. Üçüncü olaydaki suç ise, taksirle ölüme sebebiyet verme.
Bu üç suça karşı da, kütüphanede kitap okuma cezası uygun görülmüş. Yani kitap okuma davranışı ceza; cezaevi yerine konulan mekân ise, gelişmiş ülkelerde "halkın üniversitesi" unvanıyla taçlandırılan halk kütüphanesi. Söz konusu ülkelere eğitim, bilim, vb. açılardan bakıldığında, kütüphaneyi ve okumayı kabul düzeyleri hiç de şaşırtıcı değil. Öyleyse, devletin bu konularda ilerleme kaydetmek için konuya bu pencereden bakması açık bir zorunluluk. Devlet olarak, bir yandan kadına şiddeti önlemek için düzenlemeler yapıp, diğer taraftan, bunu basit bir suç gibi görerek karşılığında kitap okuma cezası vermek tutarsızlıktır ki, tutarsızlık hiçbir devlete yakışmaz.
Sahadaki olumsuzluklar da, durumun vahametini açıkça gösteriyor. Halk kütüphanelerinde görevli kütüphaneciler suçlarını kitap okuyarak çekenlerin hemen hiçbirinin bir daha kütüphaneye uğramadığını söylüyor. Görev yaptığı süre içinde bu durumdaki elli kişiden sadece birinin cezasını çektikten altı ay sonra tekrar kitap almaya geldiğini söyleyen bir kütüphaneci, ayrıca, ibretlik bir duruma işaret ediyor. Söylediğine göre, çevredeki aileler nezdinde güvenilir bilinen ve bu nedenle çocuğu "kütüphanedeyim" dediğinde orada kalmasına izin verilen kütüphanesinde, bazı cezalılar tarafından zaman zaman, hanımlara karşı rahatsızlık verici tavırlar sergileniyormuş.
İstenmez ama tarihe not düşmek adına şöyle bir senaryo düşünelim. Bu cezalılardan biri kadın kullanıcılara rahatsızlık verdiği için, kütüphane görevlisi tarafından uyarılsa ve buna sinirlenerek bıçak vb. bir aletle şikâyet sahibini ve görevliyi yaralayarak bir üçüncü sayfa haberi meydana getirse, bunun sorumlusu kim olacak? Bu sebeple kitap okumak gibi soylu bir eylemi, suç ve ceza kavramları ile aynı cümlede yan yana getirerek değerini düşürmek ve itibarsızlaştırmak, ülkenin, devletin ve toplumun değerini yükseltme sorumluluğunda olanlar tarafından bir daha düşünülmeli ve kimi suçluları hafif cezalarla ıslah etmenin başka yolları bulunmalıdır. Okumak asil bir davranıştır ve asla ceza olarak görülmemelidir. İyi niyetli olunsa bile...
* Kütüphaneci
15 Nisan 2012 Pazar
Tutunamayanlar
İnsan iç dünyasına bir yolculuk; bir daha geri dönmemek üzere belkide, tabi birazda kendini bulma sorgulama cevap bulamadıgın gerçek yaşamda soruların cevabıinsan neden ve niçinlerini yaşarken toplumla düştügü çelişkileri ve cevapları bir temel yoksa zaten okumakta anlamsız okuyan içinvar olmanın sebeplerini bu kadar içsel derinliklerinde anlatan başka kitap yok düşüncenin ırmaklarında isenin ve yaşamın kıyısındaysanız; işte size bir fırsat kendi kendin olmak için,
Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat,soluk almak güçleştiğinde; yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,dağlara dönmeli yüzünü insan
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,kendisinin bir sal olup da, o dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri; küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, birkaç durak önce inip servisten, otobüsten, yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini; ağlayan birine ‘Gül’, inleyen birine ‘Sus’ dememeli! Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna, fırtınada boranda; öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli!
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı, bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç çaresiz kalmamışsan; dermanı olamazsın dertlerin, ağlamayı bilmiyorsan; neşesizdir kahkahaların,merhaba dememişsen; anlamsızdır elvedaların
Ne, herkesi düşünmekten kendini; ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalı! Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli! Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için! Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin,zaman bulabilsin; bir teşekkür, bir elveda için
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı
oguz atay/ tutunamayanlar
HAYATTAN YOK ÇIKARIM!
Çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaklardır Her olayda bir kenara çekilenler gerçektende bir kenarda kalacaklardır Yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler bunda başarıya ulaşacaklardır Kimse onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır Bir gün öldükleri zaman arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı bir eser bırakmadan yok olacaklardır Gazetedeki ölüm ilanları yedinci safta da bir kenarda kalacak kimsenin gözüne çarpmayacaktır Hayattan çıkarı olmayanlar ölümünde çıkarı olmayacaktır Ölüm bile onların ölümünden de çıkarı olmayacaktır Ölüm bile onların adlarını duyurmaya yetmeyecektir Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarında otlar büyüyecektir Mezarları bir kenarda kalmasa bile büyük muhteşem anıtların arasında sıkışıp kaybolacaktır Cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir Ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır “Hayattan çıkarı olmayanların hayatı çıkmaza sürüklenecektir” Kendini beğenmişliğin cezasını daha bu dünyadan çekmeye başlayacaklardır Sıkıntılarını kimseyle paylaşmasını bilmedikleri için yalnız başlarına ıstırap çekeceklerdir Duygu alışverişlerinden nasipleri olmayacaktır Duygusuz, hareketsiz, tatsız, bir hayat yaşadıkları sanılacaktır Istırapları ne yüzlerindeki çizgilerinden, ne de saçlarının beyazlaşmasından anlaşılacaktır Çektikleri acılarla yüzlerinin buruşmasına, saçlarının beyazlaşmasına izin verilmeyecektir Güldükleri zaman sevinçli ağladıkları zaman kederli oldukları sanılacaktır Hayattan çıkarları olmadığı da asla kabul edilmeyecektir Böyle bir yanlışlığa düşülmeyecektir
Aslında, hayattan çıkarları olduğu ispat edilecektir Çıkarlarını korumak için canları çıktığı halde, bunu beceremedikleri için, çıkarıyokmuşdabirşeybeklemiyor muşcasınagillerden göründükleri yüzlerine vurulacaktır Onlarda bu saldırılarda bir karşılık bulamayacaklardır Kendilerini yokladıkları zaman bütün ileri sürülenlerin gerçek olduğunu, hayatlarını boş yere harcadıklarını, ne yazık ki artık çok geç kaldıklarını onlarda açık ve seçik olarak göreceklerdir İşte o an dahi, delice bir harekette bulunmalarına anlamsız bir hayatı anlamsız bir şekilde bitirmelerine göz yumulmayacaklardır Kendilerini öldüremeyeceklerdir Onlara anlatılacaktır ki böyle bir davranış, bütün yaşantılarıyla çelişki içindedir, gerçekle bir ilgisi yoktur, kendilerini öldürürlerse onlar hakkında varılan isabetli yargıları çürütmek için gene boş bir çaba göstermiş olurlar Bu hiçbir şeyi değiştirmez Onlar bu rezilliğe de katlanarak sürünmeye devam edeceklerdir Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır? Hayattan çıkarı olmamak hem Tanrının hem de insanların gözünde affedilemez bir suçtur; gelişip yayılması için gerekli her türlü tedbir alınacaktır Bütün tarih, bütün iktisad, bütün sosyoloji, bütün psikoloji kısaca bütün lojiler hayatın çıkarlılığa dayandığını göstermek için yırtınacaklardır, yırtınmalıdır
Anlatılmadan anlaşılmaya Aşık TUTUNAMAYANLAR
14 Nisan 2012 Cumartesi
Okumanın Kazandırdıkları
Okumak insana ne kazandırır diye soranları etrafınızda gördünüz, belki de hala böyle insanlar kaldı mı bu çağda okumaya uzak insanlar var mı diye hayıflandınız.Orasını bilemiyeceğim ama, yani hangi kategoridesiniz onu bilemiyeceğim ancak, ne yazık ki ! hala kitaptan uzak bir toplumun içinde yaşıyoruz.
Öğrenci okumuyor derslerini bahane ediyor,öğretmen okumuyor yoğunluktan bahsediyor,esnaf,memur,işçi,yönetici herbir kesimden okumaktan uzak olan insanların olduğu bir toplumda yaşıyoruz.
Ümidimizi kırmayalım tabii ki son 10 yılda bu miktar biraz daha azalıyor gibi ancak daha çok katetmemiz gereken yollar var.
Birkere insanlara kitabı sevdirmenin yollarını arayacak hatta bu konuda epey bir kafa yoracağız her kademedeki insan bu konuda görevli olacak yani sadece okullara-öğretmenlere yani her konuda olduğu gibi sadece devlete ait bir sorumluluk değil bu görev.Herkes önce kendisi okuyacak baba okuyacak,anne okuyacak onu gören çocuklar okuyacak komşu okuyacak arkadaş okuyacak velhasıl doğru orantılı bir şekilde bu hale genişleyecek.
Ancak bu görev bu kadar kolay değil insanların teşviğe ihtiyacı var her konuda olduğu gibi bu konuda çok irdelenmesi gereken acaba ben nasıl ederimde etrafımdaki insanları okuma konusunda gayrete getirebilirim düşüncesi sizi en başta rahatsız edecek,içiniz rahat olmayacak sıkıntısını çekeceksiniz sıkıntısını çekmeden hiçbir şey olmuyor biliyorsunuz.
Bu sıkıntıyı ne kadar hissederseniz azminiz gayretiniz o kadar çoğalacak hem okuyacak hem okutacsınız.Bu konu üzerinde isterseniz küçük bir test yapın bak gelişmeleri göreceksiniz.Aile içinde öncelikle bir deneyin siz okumaya başlayın okumayan eşiniz sizden esinlenmeye başlayacaktır yavaş yavaş, eee birde belirttiğimiz sıkıntıyı yaşamaya başlarsanız eminin ki etrafınızdakilere bu sıkıntı yansıyacaktır.Biraz da gayret ederseniz verim alacaksınız.
Tamam da neden okumalıyız ne kazandırıyor bize; can alıcı soru bu işte.En başta okumak insana kendini tanmayı yanlış duymadınız kendısını tanımasını sağlıyor.Okur iken her bir okumada eksiklerini öğreniyor insan ve kendini nasıl geliştirebilirim düşünceleri belirmeye başlıyor.Ardından öğrendiklerini düşünmeye başlıyor ve evet ikinci adım insanın düşünme kabiliyetini geliştiriyor.Hani bizde bir beyin var ya :) onu geliştiriyor.
Ardından okuduğunuz dile göre o dil hakkında sizi geliştirmeye başlıyor ve yeni kelimeler, yeni deyimler, yeni hayatlar,yeni insanlar,yeni nesneler vs.ve konuşma dilinizin farkında olmadan geliştiğini görüyorsunuz.
Allah allah bu kadar okuyorduk bunaların farkında değildik dediğinizi (bazılarınızın tabi ki) duyar gibi oldum.Ama gerçek bu ki ,OKUMAK insana FARKINDA OLMADAN bu kadar şey kazandırırsa varın siz düşünün bir de nitelikli okumaya başladığnızı varsaydığınızda daha neler neler kazanacaksınız.Hadi onu da bir başka güne bırakalım.....
Nazif ÖZKUL iyi okumalar...
Öğrenci okumuyor derslerini bahane ediyor,öğretmen okumuyor yoğunluktan bahsediyor,esnaf,memur,işçi,yönetici herbir kesimden okumaktan uzak olan insanların olduğu bir toplumda yaşıyoruz.
Ümidimizi kırmayalım tabii ki son 10 yılda bu miktar biraz daha azalıyor gibi ancak daha çok katetmemiz gereken yollar var.
Birkere insanlara kitabı sevdirmenin yollarını arayacak hatta bu konuda epey bir kafa yoracağız her kademedeki insan bu konuda görevli olacak yani sadece okullara-öğretmenlere yani her konuda olduğu gibi sadece devlete ait bir sorumluluk değil bu görev.Herkes önce kendisi okuyacak baba okuyacak,anne okuyacak onu gören çocuklar okuyacak komşu okuyacak arkadaş okuyacak velhasıl doğru orantılı bir şekilde bu hale genişleyecek.
Ancak bu görev bu kadar kolay değil insanların teşviğe ihtiyacı var her konuda olduğu gibi bu konuda çok irdelenmesi gereken acaba ben nasıl ederimde etrafımdaki insanları okuma konusunda gayrete getirebilirim düşüncesi sizi en başta rahatsız edecek,içiniz rahat olmayacak sıkıntısını çekeceksiniz sıkıntısını çekmeden hiçbir şey olmuyor biliyorsunuz.
Bu sıkıntıyı ne kadar hissederseniz azminiz gayretiniz o kadar çoğalacak hem okuyacak hem okutacsınız.Bu konu üzerinde isterseniz küçük bir test yapın bak gelişmeleri göreceksiniz.Aile içinde öncelikle bir deneyin siz okumaya başlayın okumayan eşiniz sizden esinlenmeye başlayacaktır yavaş yavaş, eee birde belirttiğimiz sıkıntıyı yaşamaya başlarsanız eminin ki etrafınızdakilere bu sıkıntı yansıyacaktır.Biraz da gayret ederseniz verim alacaksınız.
Tamam da neden okumalıyız ne kazandırıyor bize; can alıcı soru bu işte.En başta okumak insana kendini tanmayı yanlış duymadınız kendısını tanımasını sağlıyor.Okur iken her bir okumada eksiklerini öğreniyor insan ve kendini nasıl geliştirebilirim düşünceleri belirmeye başlıyor.Ardından öğrendiklerini düşünmeye başlıyor ve evet ikinci adım insanın düşünme kabiliyetini geliştiriyor.Hani bizde bir beyin var ya :) onu geliştiriyor.
Ardından okuduğunuz dile göre o dil hakkında sizi geliştirmeye başlıyor ve yeni kelimeler, yeni deyimler, yeni hayatlar,yeni insanlar,yeni nesneler vs.ve konuşma dilinizin farkında olmadan geliştiğini görüyorsunuz.
Allah allah bu kadar okuyorduk bunaların farkında değildik dediğinizi (bazılarınızın tabi ki) duyar gibi oldum.Ama gerçek bu ki ,OKUMAK insana FARKINDA OLMADAN bu kadar şey kazandırırsa varın siz düşünün bir de nitelikli okumaya başladığnızı varsaydığınızda daha neler neler kazanacaksınız.Hadi onu da bir başka güne bırakalım.....
Nazif ÖZKUL iyi okumalar...
Etiketler:
beyin,
derdini çekmek,
eğitim,
gayret,
insan,
insanı okumak,
kainatı okumak,
KİTAP,
kitap okumak,
okul,
okumak,
okumak ne kazandırır,
sıkıntısını çekmek,
zihin
10 Nisan 2012 Salı
Flash Dershane
FLASH DERSHANE
YÜKSEK DERSHANE ÜCRETLERİ, DERSHANELERE GİDİP GELİRKEN ÇEKİLEN YOL
EZİYETLERİ, OKULLARIN EĞİTİMDEKİ YETERSİZLİKLERİ BİR ARAYA GELİNCE
NEDEN BU DERSHANE İMKANLARINI BİZ İNTERNET ORTAMINA TAŞIMAYALIM DEDİK.
MERHABA ARKADAŞLAR; YÜKSEK DERSHANE ÜCRETLERİ, DERSHANELERE GİDİP GELİRKEN ÇEKİLEN YOL EZİYETLERİ, OKULLARIN EĞİTİMDEKİ YETERSİZLİKLERİ BİR ARAYA GELİNCE NEDEN BU DERSHANE İMKANLARINI BİZ İNTERNET ORTAMINA TAŞIMAYALIM DEDİK. BÖYLECE HEM AİLE BÜTÇELERİNİ ALT ÜST EDEN DERSHANE MALİYETLERİ MİNİMUMA İNECEK HEM YOL YORGUNLUKLARININ GETİRDİĞİ VERİMSİZLİK ORTADAN KALKACAK HEM DE SİZLERİN BİLGİYE DAHA KOLAY VE ZAHMETSİZCE ULAŞABİLMESİ SAĞLANACAKTI. İŞTE BU AMAÇLA BAŞLADI FLASH DERSHANE PROJESİ. ALT YAPISINDAKİ YAZILIM VE SUNDUĞU İMKANLARLA BİR PORTAL OLUŞTURULMASI HEDEFLENDİ. SADECE BİR DERSHANE DEĞİL AYNI ZAMANDA SOSYAL VE KÜLTÜREL BİR ORTAM OLMASI PLANLANDI. BU AMAÇ DOĞRULTUSUNDA İÇERİK ÇALIŞMALARI BAŞLADI VE DEVAM EDİYOR. EĞİTİMLE İLGİLİ HER TÜRLÜ HABER VE BİLGİYE ULAŞMANIN YANINDA BİR ÇOK E KİTAPDA BU SİSTEMDE YERİNİ ALACAK İLERDE... PRO VE GOLD ÜYELERİMİZİN İMKANLARI İSE SAYMAKLA BİTMEZ BİR HALE GELECEK. ŞİMDİLİK ÖNCELİĞİMİZİ EĞİTİME VERDİK. SİZLERE SUNDUĞUMUZ BU FİYATLAR SİTENİN GELİŞİMİ İÇİN HARCANACAK VE NE KADAR ÇOK ŞEY ÜZERİNE EKLENİRSE EKLENSİN FİYATLAR ASLA ARTTIRILMAYACAKTIR. ÖNCELİKLİ HEDEFİMİZ İMKANLARI KISITLI HERKEZE ULAŞABİLMEK. GÜNÜMÜZÜN TEKNOLOJİK İMKANLARINDAN FAYDALANARAK, MADDİ İMKANSIZLIKLARIN YANI SIRA YEREL İMKANSIZLIKLARDAN DA KAYNAKLANAN FIRSAT EŞİTSİZLİĞİNİ HER ANLAMDA ORTADAN KALDIRMAK, EN AZINDAN BU ANLAMDA ÖRNEK OLMAK BİR YOL AÇMAKTIR. O NEDENLE BİLGİDE SAKLAMIYORUZ BU İŞİ YAPMAK İSTEYEN HERKEZLE BİLGİ VE TECRÜBELERİMİZİ PAYLAŞABİLİRİZ. BU AMAÇLAR DOĞRULTUSUNDA YÜRÜRKEN CENABI HAK BİZİ, SİZLERE KARŞI UTANDIRMASIN. SİZLERE DE HEDEFLERİNİZ DOĞRULTUSUNDA YÜRÜRKEN YAR VE YARDIMCI OLSUN.
Hani Tanrı Ölmüştü?
Kitabın içerisinden ilginç pasajlar:
"Yerçekimini ele alalım." dedi. "Evrenin bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan bir cetvel ya da eski moda bir radyo kadranı hayal et.Cetveli bir inçlik parçalara ayırırsak bu milyar kere milyar inç anlamına gelir."
Göstergenin tamamı doğadaki kuvvet miktarlarının aralığını temsil eder.Bu kuvvetlerden en zayıfı yerçekimi ve en güçlüsü proton ve nötronu çekirdek içerisinde bir arada tutan ve yerçekiminden 10 bin milyar kere,milyar kere,milyar kere, milyar kat daha güçlü olan nükleer kuvvettir.Yerçekimi kuvetinin muhtemel alabileceği değer aralığı gayet mantıklı bir şekilde tüm kuvvet aralığı kadar geniştir.denebilir.
"Şimdi göstergenin ayarlandığı değeri değiştirmek istediğinizi düşünün.Yalnızca bir inç bile hareket ettirecek olsanız,bunun evrendeki yaşam üzerindeki etkisi korkunç olacaktır."
" Tüm evrene karşılık bir inç mi?" diye sordum."Nasıl bir etkisi olurdu?"
"Göstergedeki küçücük bir ayar değişikliği yerçekiminde milyar kat büyümeye sebep olabilir." dedi Collins.
"Bu çok fazla." dedim.
"Aslında pekte çok sayılmaz." diye yanıtladı Collins."Radyo göstergesinin bütününe göre -doğadaki kuvvet aralığının tümünü temsil ediyor- fevkalede denecek derecede küçük sayılır; sadece on bin milyar,milyar,milyarda biri kadar."
"Müthiş! Şimdi ne demek istediğinizi anladım.Peki,yaşama ne olurdu bu durumda?" dedim.
"Dünyanın her tarafında insan büyüklüğündeki bütün hayvanlar ezilip parçalanırdı." dedi."Astrofizikçi Martin Rees'in deyimiyle yerçekiminin daha kuvvetli olduğu varsayılan bir dünyada, böceklerin bile yaşamlarını sürdürebilmeleri için kalın bacaklara ihtiyaçları olacaktır ve hiçbir hayvan fazla büyüyemiyecekti.Aslında yerçekimi kuvveti dünyamızdan bin kez daha büyük olan bir gezegenin çapı sadece 40 feet olur ki böyle bir ortamda ekosistem bile oluşamaz.Bunun yanın da yerçekimi kuvvetinin üç bin kat arttığını düşündüğümüzde ömrü bir milyar yıldan fazla olan yıldızler oluşmayacaktı,bunu on milyar yaşında olan Güneş'le kıyaslarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
"Görüldüğü gibi tabiattaki tüm kuvvet aralığı ile mukayese edilince yaşamın var olamsı için yerçekiminin akıl almaz derecede dar bir aralıkta değer alması lazım.Evreni bir uçtan bir uca kadar kaplayan göstergedeki tüm olası değerler arasında ,yerçekimi evrende yaşamın devam etmesi için tam tamına olması gereken inçte değer almış."
Ve yer çekimi kuvveti tüm parametreler içinde yalnızca bir tanesi.Bir uzman, evrende yaşamın oluşması ve devam etmesi için otuzdan fazla farklı fiziksel ve kozmolojik parametrenin kalibrasyonlarının çok hassas ve keskin bir şekilde yapılaması gerektiğini söyledi.
Bu kadar hassas dengenin mutlaka bir tasarlayıcı (Tanrı-Allah) tarafından tasarlanmış olması gerektiğini gösteriyor....
Nazif Özkul kitaptan alıntı...
"Yerçekimini ele alalım." dedi. "Evrenin bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan bir cetvel ya da eski moda bir radyo kadranı hayal et.Cetveli bir inçlik parçalara ayırırsak bu milyar kere milyar inç anlamına gelir."
Göstergenin tamamı doğadaki kuvvet miktarlarının aralığını temsil eder.Bu kuvvetlerden en zayıfı yerçekimi ve en güçlüsü proton ve nötronu çekirdek içerisinde bir arada tutan ve yerçekiminden 10 bin milyar kere,milyar kere,milyar kere, milyar kat daha güçlü olan nükleer kuvvettir.Yerçekimi kuvetinin muhtemel alabileceği değer aralığı gayet mantıklı bir şekilde tüm kuvvet aralığı kadar geniştir.denebilir.
"Şimdi göstergenin ayarlandığı değeri değiştirmek istediğinizi düşünün.Yalnızca bir inç bile hareket ettirecek olsanız,bunun evrendeki yaşam üzerindeki etkisi korkunç olacaktır."
" Tüm evrene karşılık bir inç mi?" diye sordum."Nasıl bir etkisi olurdu?"
"Göstergedeki küçücük bir ayar değişikliği yerçekiminde milyar kat büyümeye sebep olabilir." dedi Collins.
"Bu çok fazla." dedim.
"Aslında pekte çok sayılmaz." diye yanıtladı Collins."Radyo göstergesinin bütününe göre -doğadaki kuvvet aralığının tümünü temsil ediyor- fevkalede denecek derecede küçük sayılır; sadece on bin milyar,milyar,milyarda biri kadar."
"Müthiş! Şimdi ne demek istediğinizi anladım.Peki,yaşama ne olurdu bu durumda?" dedim.
"Dünyanın her tarafında insan büyüklüğündeki bütün hayvanlar ezilip parçalanırdı." dedi."Astrofizikçi Martin Rees'in deyimiyle yerçekiminin daha kuvvetli olduğu varsayılan bir dünyada, böceklerin bile yaşamlarını sürdürebilmeleri için kalın bacaklara ihtiyaçları olacaktır ve hiçbir hayvan fazla büyüyemiyecekti.Aslında yerçekimi kuvveti dünyamızdan bin kez daha büyük olan bir gezegenin çapı sadece 40 feet olur ki böyle bir ortamda ekosistem bile oluşamaz.Bunun yanın da yerçekimi kuvvetinin üç bin kat arttığını düşündüğümüzde ömrü bir milyar yıldan fazla olan yıldızler oluşmayacaktı,bunu on milyar yaşında olan Güneş'le kıyaslarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
"Görüldüğü gibi tabiattaki tüm kuvvet aralığı ile mukayese edilince yaşamın var olamsı için yerçekiminin akıl almaz derecede dar bir aralıkta değer alması lazım.Evreni bir uçtan bir uca kadar kaplayan göstergedeki tüm olası değerler arasında ,yerçekimi evrende yaşamın devam etmesi için tam tamına olması gereken inçte değer almış."
Ve yer çekimi kuvveti tüm parametreler içinde yalnızca bir tanesi.Bir uzman, evrende yaşamın oluşması ve devam etmesi için otuzdan fazla farklı fiziksel ve kozmolojik parametrenin kalibrasyonlarının çok hassas ve keskin bir şekilde yapılaması gerektiğini söyledi.
Bu kadar hassas dengenin mutlaka bir tasarlayıcı (Tanrı-Allah) tarafından tasarlanmış olması gerektiğini gösteriyor....
Nazif Özkul kitaptan alıntı...
Etiketler:
allah,
eğitim,
insanı okumak,
KİTAP,
kitap okumak,
okumak,
tanrı
Hani Tanrı Ölmüştü ?
Hani Tanrı Ölmüştü ? Hani Tanrı Ölmüştü?, 2004 yılında Amerika’da
yayınlanan ve yayınlanmasıyla beraber gündeme oturan kitabın Türkçe
çevirisi. Kitap New York Times’ın en çok satanlar listesine girmekle
kalmadı, bugün halen daha Amerika’da konu hakkında en çok satan
kitaplardan biri olmayı sürdürüyor. Kitabı bu denli çekici kılan husus,
din ile bilimin buluşma noktalarını, herkesin okuyup anlayabileceği
basitlikte sunuyor olması. Bunun için bir gazeteci ve Yale mezunu bir hukukçu olan Lee Strobel, farklı alanlardan bilim adamlarıyla söyleşiler yapıyor. Bu bilim adamları, genellikle Akıllı Tasarım akımının öncü isimleri ve kendileri de çok satan kitapların yazarları.Kitabın ilk iki bölümünde Strobel bize kendi hayat hikayesini aktarıyor. Gençliğinde ateist olan ve sonrasında dine dönen Strobel, kitabın temel sorusunu bu bölümde soruyor: Bir zamanlar kendisini ateizme sürükleyen bilimin, günümüzde kafasındaki sorulara vereceği farklı cevapları var mı yok mu?
İlk söyleşi, Evrimin İkonları kitabının da yazarı olan Dr. Jonathan Wells ile yapılıyor. Wells, bugün halen daha ders kitaplarımızda kendine yer bulan evrim ile alakalı çizimlerin ve önkabullerin, bilimsel olarak çok uzun yıllar önce yanlışlandığını, hayret verici bir açıklıkla anlatıyor. Buna rağmen bu imajların (Miller deneyi, Haeckel’in embriyo çizimleri, Darwin’in hayat ağacı, maymundan insan ilerleyen çizimler…vs) hala kullanılıyor oluşunu, adeta dini bir bağnazlığa benzetiyor.
İkinci söyleşi, bilim felsefecisi Stephan Meyer ile yapılıyor. Meyer, bilim ile din arasındaki ilişkinin dünü ve bugünü hakkındaki soruları yanıtlıyor ve günümüzde neden bilimsel delillerin bir Tanrı’nın varlığı hipotezini desteklediğini örnekleriyle anlatıyor. Meyer aynı zamanda kendisi ile yapılan yedinci söyleşide de, neden hala hayatın kökeni ile ilgili bir bilimsel açıklama getirilemediğini sorgulayacak ve gerçek açıklamanın nasıl olabileceğini ele alacak.
Üçüncü söyleşi, “kelam argümanı” ile meşhur olan William Lane Craig ile yapılıyor. Craig, aslen Müslüman kelam alimlerinin kullandığı bir akıl yürütmenin, günümüzde de, özellikle Big Bang teorisinin kabulü sonrası nasıl hala Tanrı’nın varlığını bilimsel olarak desteklemeye devam ettiğini anlatıyor. Bu argümanın İslami kökenleri, okuyucunun ilgisini fazlasıyla çekecek gibi durmakta.
Fizikteki delillerin tartışıldığı dördüncü söyleşide Robin Collins, fizik alemindeki hassas denge ile alakalı onlarca akıl almaz örneği birbiri ardına sıralıyor. Evrenin bugünkü halinin nasıl bir mucize olduğunu ve tesadüf eseri meydana gelmesinin imkansızlığını gösteren örneklerden sonra insanın ikna olmaması için, yoğun çaba harcaması gerekiyor.
Gene de kitabın en çarpıcı bölümüne henüz sıra geldi. Astronom Guillermo Gonzales ve felsefeci Jay Wesley Richards, Amerika’da çok ses getiren kitaplarının (Privileged Planet / Ayrıcalıklı Gezegen)adeta bir özetini verdikleri beşinci söyleşide, dünyanın, üzerinde yaşam olabilmesi için evrende ve samanyolunda nasıl en ayrıcalıklı konumda bulunduğunu gösteriyorlar. Üstelik dünya atmosferinin de, evreni gözetlemek için en mükemmel halde bulunuyor oluşu, bir Varlığın hem dünyayı nasıl incelikle konumlandırdığını hem de diğer yarattıklarını gözetlememiz için nasıl bizlere en uygun ortamı bahşettiğini gösteriyor.
Sonraki söyleşi de, en az bir önceki kadar çarpıcı. 20. yüzyılın en önemli 100 kitabından biri seçilen Darwin’ s Black Box / Darwin’in Kara Kutusu’nun yazarı biyokimyager Michael Behe, vücudumuz içerisinde evrim ile açıklanamayacak pek çok biyolojik makinenin dolaştığını anlatıyor. Bunlar öyle karmaşık ve verimli makineler ki, bir benzerlerini insanların yapması hala mümkün değil. Tesadüfi süreçler sonucu oluşmaları ise imkansız… SİTE:www.kitapyurdu.com
Etiketler:
allah,
eğitim,
kainat,
kainatı okumak,
KİTAP,
kitap okumak,
okumak,
tanrı
8 Nisan 2012 Pazar
GOMASS EĞİTİM KİTİ
GÜZELL bir eğitim kiti
Etiketler:
eğitim,
eğitim kiti,
eğitim seti,
internetten kazanmanin yollari.kolay kazanmanın yolları,
KİTAP,
kitap okumak,
netten para,
okumak,
satış ortaklığı,
seo
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








