Kitabın içerisinden ilginç pasajlar:
"Yerçekimini ele alalım." dedi. "Evrenin bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan bir cetvel ya da eski moda bir radyo kadranı hayal et.Cetveli bir inçlik parçalara ayırırsak bu milyar kere milyar inç anlamına gelir."
Göstergenin tamamı doğadaki kuvvet miktarlarının aralığını temsil eder.Bu kuvvetlerden en zayıfı yerçekimi ve en güçlüsü proton ve nötronu çekirdek içerisinde bir arada tutan ve yerçekiminden 10 bin milyar kere,milyar kere,milyar kere, milyar kat daha güçlü olan nükleer kuvvettir.Yerçekimi kuvetinin muhtemel alabileceği değer aralığı gayet mantıklı bir şekilde tüm kuvvet aralığı kadar geniştir.denebilir.
"Şimdi göstergenin ayarlandığı değeri değiştirmek istediğinizi düşünün.Yalnızca bir inç bile hareket ettirecek olsanız,bunun evrendeki yaşam üzerindeki etkisi korkunç olacaktır."
" Tüm evrene karşılık bir inç mi?" diye sordum."Nasıl bir etkisi olurdu?"
"Göstergedeki küçücük bir ayar değişikliği yerçekiminde milyar kat büyümeye sebep olabilir." dedi Collins.
"Bu çok fazla." dedim.
"Aslında pekte çok sayılmaz." diye yanıtladı Collins."Radyo göstergesinin bütününe göre -doğadaki kuvvet aralığının tümünü temsil ediyor- fevkalede denecek derecede küçük sayılır; sadece on bin milyar,milyar,milyarda biri kadar."
"Müthiş! Şimdi ne demek istediğinizi anladım.Peki,yaşama ne olurdu bu durumda?" dedim.
"Dünyanın her tarafında insan büyüklüğündeki bütün hayvanlar ezilip parçalanırdı." dedi."Astrofizikçi Martin Rees'in deyimiyle yerçekiminin daha kuvvetli olduğu varsayılan bir dünyada, böceklerin bile yaşamlarını sürdürebilmeleri için kalın bacaklara ihtiyaçları olacaktır ve hiçbir hayvan fazla büyüyemiyecekti.Aslında yerçekimi kuvveti dünyamızdan bin kez daha büyük olan bir gezegenin çapı sadece 40 feet olur ki böyle bir ortamda ekosistem bile oluşamaz.Bunun yanın da yerçekimi kuvvetinin üç bin kat arttığını düşündüğümüzde ömrü bir milyar yıldan fazla olan yıldızler oluşmayacaktı,bunu on milyar yaşında olan Güneş'le kıyaslarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
"Görüldüğü gibi tabiattaki tüm kuvvet aralığı ile mukayese edilince yaşamın var olamsı için yerçekiminin akıl almaz derecede dar bir aralıkta değer alması lazım.Evreni bir uçtan bir uca kadar kaplayan göstergedeki tüm olası değerler arasında ,yerçekimi evrende yaşamın devam etmesi için tam tamına olması gereken inçte değer almış."
Ve yer çekimi kuvveti tüm parametreler içinde yalnızca bir tanesi.Bir uzman, evrende yaşamın oluşması ve devam etmesi için otuzdan fazla farklı fiziksel ve kozmolojik parametrenin kalibrasyonlarının çok hassas ve keskin bir şekilde yapılaması gerektiğini söyledi.
Bu kadar hassas dengenin mutlaka bir tasarlayıcı (Tanrı-Allah) tarafından tasarlanmış olması gerektiğini gösteriyor....
Nazif Özkul kitaptan alıntı...
allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Nisan 2012 Salı
Hani Tanrı Ölmüştü ?
Hani Tanrı Ölmüştü ? Hani Tanrı Ölmüştü?, 2004 yılında Amerika’da
yayınlanan ve yayınlanmasıyla beraber gündeme oturan kitabın Türkçe
çevirisi. Kitap New York Times’ın en çok satanlar listesine girmekle
kalmadı, bugün halen daha Amerika’da konu hakkında en çok satan
kitaplardan biri olmayı sürdürüyor. Kitabı bu denli çekici kılan husus,
din ile bilimin buluşma noktalarını, herkesin okuyup anlayabileceği
basitlikte sunuyor olması. Bunun için bir gazeteci ve Yale mezunu bir hukukçu olan Lee Strobel, farklı alanlardan bilim adamlarıyla söyleşiler yapıyor. Bu bilim adamları, genellikle Akıllı Tasarım akımının öncü isimleri ve kendileri de çok satan kitapların yazarları.Kitabın ilk iki bölümünde Strobel bize kendi hayat hikayesini aktarıyor. Gençliğinde ateist olan ve sonrasında dine dönen Strobel, kitabın temel sorusunu bu bölümde soruyor: Bir zamanlar kendisini ateizme sürükleyen bilimin, günümüzde kafasındaki sorulara vereceği farklı cevapları var mı yok mu?
İlk söyleşi, Evrimin İkonları kitabının da yazarı olan Dr. Jonathan Wells ile yapılıyor. Wells, bugün halen daha ders kitaplarımızda kendine yer bulan evrim ile alakalı çizimlerin ve önkabullerin, bilimsel olarak çok uzun yıllar önce yanlışlandığını, hayret verici bir açıklıkla anlatıyor. Buna rağmen bu imajların (Miller deneyi, Haeckel’in embriyo çizimleri, Darwin’in hayat ağacı, maymundan insan ilerleyen çizimler…vs) hala kullanılıyor oluşunu, adeta dini bir bağnazlığa benzetiyor.
İkinci söyleşi, bilim felsefecisi Stephan Meyer ile yapılıyor. Meyer, bilim ile din arasındaki ilişkinin dünü ve bugünü hakkındaki soruları yanıtlıyor ve günümüzde neden bilimsel delillerin bir Tanrı’nın varlığı hipotezini desteklediğini örnekleriyle anlatıyor. Meyer aynı zamanda kendisi ile yapılan yedinci söyleşide de, neden hala hayatın kökeni ile ilgili bir bilimsel açıklama getirilemediğini sorgulayacak ve gerçek açıklamanın nasıl olabileceğini ele alacak.
Üçüncü söyleşi, “kelam argümanı” ile meşhur olan William Lane Craig ile yapılıyor. Craig, aslen Müslüman kelam alimlerinin kullandığı bir akıl yürütmenin, günümüzde de, özellikle Big Bang teorisinin kabulü sonrası nasıl hala Tanrı’nın varlığını bilimsel olarak desteklemeye devam ettiğini anlatıyor. Bu argümanın İslami kökenleri, okuyucunun ilgisini fazlasıyla çekecek gibi durmakta.
Fizikteki delillerin tartışıldığı dördüncü söyleşide Robin Collins, fizik alemindeki hassas denge ile alakalı onlarca akıl almaz örneği birbiri ardına sıralıyor. Evrenin bugünkü halinin nasıl bir mucize olduğunu ve tesadüf eseri meydana gelmesinin imkansızlığını gösteren örneklerden sonra insanın ikna olmaması için, yoğun çaba harcaması gerekiyor.
Gene de kitabın en çarpıcı bölümüne henüz sıra geldi. Astronom Guillermo Gonzales ve felsefeci Jay Wesley Richards, Amerika’da çok ses getiren kitaplarının (Privileged Planet / Ayrıcalıklı Gezegen)adeta bir özetini verdikleri beşinci söyleşide, dünyanın, üzerinde yaşam olabilmesi için evrende ve samanyolunda nasıl en ayrıcalıklı konumda bulunduğunu gösteriyorlar. Üstelik dünya atmosferinin de, evreni gözetlemek için en mükemmel halde bulunuyor oluşu, bir Varlığın hem dünyayı nasıl incelikle konumlandırdığını hem de diğer yarattıklarını gözetlememiz için nasıl bizlere en uygun ortamı bahşettiğini gösteriyor.
Sonraki söyleşi de, en az bir önceki kadar çarpıcı. 20. yüzyılın en önemli 100 kitabından biri seçilen Darwin’ s Black Box / Darwin’in Kara Kutusu’nun yazarı biyokimyager Michael Behe, vücudumuz içerisinde evrim ile açıklanamayacak pek çok biyolojik makinenin dolaştığını anlatıyor. Bunlar öyle karmaşık ve verimli makineler ki, bir benzerlerini insanların yapması hala mümkün değil. Tesadüfi süreçler sonucu oluşmaları ise imkansız… SİTE:www.kitapyurdu.com
Etiketler:
allah,
eğitim,
kainat,
kainatı okumak,
KİTAP,
kitap okumak,
okumak,
tanrı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)