3 Temmuz 2012 Salı

Kitap Okumaya Başlamak

Bir kardeşimiz kitap okumaya nasıl başlayabilirsiniz diyerek güzel bir çekim yapmış izleyelim......


Karagöz ve Hacivatça Okuma

Hadi bana okuma öğret!!!


Okumak Çocuk Gözüyle


Kitap Okumanın Güzelliği

Okumak En Güzel Erdemdir


Kitap Okumak Ödüldür Ceza Değil


Okumak Ve Anlamak

Kitap okuma alışkanlığı, insanlık tarihinin ayrılmaz bir parçası olarak süregelmiştir. Tarihte büyük işler yapmış, milletlere yön vermiş kişilerin çok kitap okuduklarını ve büyüklüklerini bir yerde kitap okumaya borçlu olduklarını görüyoruz.
Kitap bilginin ve tecrübenin toplandığı, insanların gelişmelerinin ve yeniliklerinin biriktirildiği bir kilitsiz kumbaradır. Bu kumbaradan istifade etmemiz için açıp içindeki bilgileri kullanmamız gerekmektedir.
Tarihte büyük işler başarmış insanlar işte bu kumbaradan çok iyi istifade etmiş. İçindeki bilgileri çok iyi kullanmış ve geliştirmişlerdir.
Medeniyetlerin kurulmasında ve büyümesinde en önemli şey bilgidir, kitaptır. Yani kitaba verilen değerdir. Bir ülkenin insanları ne kadar çok kitap okuyorsa medeniyete katkıları ve gelişmişlik düzeyleri de ona göredir. 
Osmanlının büyümesinde Osman bey ne kadar önemli ise Edebali’de o kadar önemlidir.
Selçuklunun kurulmasında Alparslan ne kadar önemli ise Nizamül Mülk de o kadar önemlidir.
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesi sadece bir gencin macerası sonucu olmamıştır. O aynı zamanda sabahlara kadar kitap okuyor ve gündüzleri de bir o kadar kitap okuyordu.
Yavuz Sultan Selim’i yavuz yapan sadece cesareti değil, onun kitaplarla olan diyalogunun da çok iyi olmasında aranmalıdır.
Mustafa Kemal Atatürk siyasi ve askeri dehasını harp meydanlarında dahi kitap okuyacak kadar kitap sevgisine borçludur. Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devleti kurmak ve dünya devletlerinin gözü önünde böylesine büyük savaşları vererek kazanmak çokta kolay bir şey değildir.
Almanya gibi Japonya gibi devletlerin ikinci dünya savaşında yerle bir olduğunu ancak günümüzde ekonomik ve sosyal yönden bizden daha iyi durumda olmasının açıklanabilir bir tek özellikleri vardır. O da çok iyi bir kitap okuru olmalarıdır. Japonya’da ayakta kitap okumanın bile bir adı vardır ve bu sözlüğe geçmiştir. “taşiyomi” diye.
40 ülke arasında yapılan bir araştırmada ülke insanların günlük okuma oranlarını araştırmışlar. Sonuç bizim açımızdan çok kötüdür. Araştırmaya göre Almanya 24 dakika ile birinci gelirken aynı sıralamada Türkiye’deki oranın 12 saniye olduğu görülmüştür. Hatta Almanya’da kişi başı günlük okuma süresi 18 dakikaya düştüğünde Alman Devleti okuma seferberliği ilan etmiştir.
Adını duyduğumuz, hayran hayran biyografilerini okuduğumuz ilim adamlarının da çok okuyan insanların kitaplardan örülü dünyalarını görüyoruz. 
Yemek davetini dahi kitap okumama engel olur diye kabul etmek istemeyen, ancak yemek sofrasının kenarına rahle konulması ve kitap okumasına karışılmaması durumunda gelebileceğini ifade eden ilim adamlarının kitaba olan bağlılığını okuduğumuzda bizim ne kadar az okuduğumuzu ve kitaptan ne kadar ayrı yaşayan bir millet olduğumuzu görünce insanın üzülmemesi elde değil.
Gerçek şudur ki, millet olarak gerçekten bir şeyler yapmak ve devletimizi daha ileriye götürmek, birey olarak daha iyi bir ortamda yaşamak istiyorsak kitaplarla dostluğumuzu geliştirerek sımsıkı bir bağ kurmamız gerekmektedir.


Alıntı

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Okudukça Çözülür Yumak

Okumak, okumak, okumak… Okudukça çözülür yumak. Okumak üzerine çok yazılar yazıldı, yazılıyor, yazılacak; fakat şu da var ki, önemli olduğunu kabul ettiğimiz konuları tekrar tekrar gündeme getirip söylemek gerekir. Çünkü insan nisyan ile ma’luldur. Unutmaya yatkın bir varlıktır. Bu yazı da bu düşünceyle kaleme alınmıştır.


        İnsanoğlu aklıyla, düşüncesiyle mevcuttur bu dünyada. Descartes’in dediği gibi: ‘ Düşünüyorum, öyleyse varım.’ Bu sözün mefhumu muhalifi şudur: Düşünmüyorsam, o halde yokum, yaşamıyorum.’ İnsan düşündükçe, aklettikçe var olacaktır, varlığını hissettirecektir çevresine.Düşünce de ancak okumayla mümkündür.Zaten bu yönü de insanı diğer canlılardan ayirir.

        Okuyan insan düşünür, düşünen insan da yeni fikirler üretir, yani üretkendir.
Üreten insan da toplumun, ülkenin gelişmesi için aranan insandır. Okuyan insan meyve veren ağaca benzer, üretkenlik yönüyle; okumayan insanı ise ota benzetebiliriz, meyve vermediği için.
       Okumak için öncelikle okumanın bir ihtiyaç olduğunu, hayatımızda hava kadar su kadar önemli olduğunu bilmemiz gerek. Nasıl ki aç olan birisi açlığını hissettiği için yemek yer, öyle de okumak için kişinin manevi açlığını, düşünce kısırlığını hissetmesi gerekir.
      ‘Öğrenmek için değil, yaşamak için okuyorum.’  Diyor Flaubert. Demek ki okumaktan maksat yaşamak. Okumak, düşünmek; düşünmek, hakikate ulaşmak demektir. O zaman okumuyorsak yaşadığımızdan söz edebilir miyiz? Bu soruyu kendimize sormalı ve kendimizi sorgulamalıyız.
       Bir Japon şiirinde okumanın değeri şöyle anlatılmaktadır:
       Elmas bile işlenmezse
       Gösteremez cevherini
       İnsan da böyledir
       Ancak okursa gösterebilir
       Gerçek değerini.
     Yazımızı okuma ve kitapla ilgili güzel sözlerle noktalayalım:
-Okumayı sevmek, hayatta can sıkıcı saatleri en güzel saatlerle değiştirmektir.(Montesque)
-Okuma ruhu yüceltir.( Voltaire)
-Okumak, insana olgunluk, konuşmada canlılık, yazmada açıklık verir.(Bacon)
-Kitapsız büyüyen çocuk, susuz yetişen ağaca benzer.(Çin atasözü)
-Kitapları seviyor musunuz, ömrünüz boyunca mesutsunuz demektir.(Claretie)